26 Ocak 2010 Salı

Genelkurmay Başkanı biraz da bu insanları anlamaya çalışsın (İbrahim Kiras)

Genelkurmay Başkanı’nın “Allah, Allah diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl Allah’ın evi camiye bomba attırmayı düşünür” sözlerinin geçtiği konuşma birkaç bakımdan önemli.

Bir defa Balyoz Harekât Planı konusunda suçlamaların odağındaki isim olan Çetin Doğan’ın bu iddialar üzerine çıkıp konuştuğu televizyon kanallarından birinde -nereden icap ettiyse- söylediği “TSK bütün dinlere eşit mesafededir” anlamındaki sözlerinin Genelkurmay tarafından paylaşılmadığını öğrenmiş olduk. Çünkü o takdirde “Mehmetçik” adlandırması da, “şehitlik” kavramı da, “peygamber ocağı” benzetmesi de anlamsızlaşmış olacaktı.

İkincisi söz konusu konuşmada ifade edilen sözlerin anlamı özetle “Biz TSK olarak darbe istemiyoruz” demeye geliyor. Başbuğ zaten daha önce de “demokrasi karşıtlarını TSK içinde barındırmayız” demişti.

Genelkurmay Başkanı’nın aslında demokrasiye inanmadığını, belki “takıyye” yaptığını düşünenler için bile böyle bir açıklama yapmak zorunda kalması yine de olumlu bir gelişme değil mi? Eskiden komutanlar böyle şeyler söylemezdi.

Haddizatında bu Balyoz Planı iddiaları doğruysa bile gerçekleşmesine izin verilmemiş olduğu da bir vakıa. Demek ki orduda o tarihten bu yana darbelere, cuntalara iyi gözle bakmayan bir anlayış egemen. Yani orduda cuntalar olması, darbeci bir zihniyetin varlığı bir yana... Bu zihniyettekilerin harekete geçmesine izin vermeyen yönetim yapısı bir yana...

***

ANCAK Başbuğ’un Balyoz Harekât Planının veya
daha önce ortaya atılan benzer diğer belgelerin gerçekliğine inanan geniş bir kitleyi neredeyse düşman gibi görmesi çok yanlış.

Genelkurmay Başkanı biraz da bu insanları anlamaya çalışsın. Çünkü söz konusu iddiaların tamamen uydurma olduğu kanıtlansa bile içimiz yine tam anlamıyla rahat etmeyecek. Çünkü metin sahte bile olsa içeriğin doğru olmadığını söyleyebilecek durumda değiliz. Bununla ilgili bir dizi “emare” var çünkü.

En başta da toplumdaki “kanaat”i belirleyen asıl faktör olan “geçmiş tecrübelerimiz”. 27 Mayıslar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar, 27 Nisanlar, “andıç”lar, muhtıralar... Bu yüzden, maalesef çoğu kimse “TSK böyle bir şey yapmış olamaz” diyemiyor.

***

Aslında bu iddiaların doğruluğuna inananlar için de, doğru olmadığına inananlar için de iç açıcı olmayan bir manzara var önümüzde. Doğruluğuna inananların en azından bir bölümünün gözünde bu ülkenin ordusu kendi asli meşgalesinin dışında hangi konu varsa onunla meşgul olan, sivil iktidarları ve dolayısıyla demokrasiyi sindirememiş, hatta halkına düşman gözüyle bakan dejenere bir kurum.

“Hayır, bu iddialar doğru olamaz” diyenlere göreyse bu ülkenin emniyeti, istihbaratı, yargı kurumları ülkenin gözbebeği olan silahlı kuvvetlerimiz aleyhinde adı konulmamış bir savaşın sürdürücüleri. Elbette aydınlar, akademisyenler ve medya mensupları da kendi ordularına karşı yıpratma ve zayıf düşürme faaliyeti içindeler.

Yani bu taraftan baktığınızda da bu ülke adına çok aydınlık bir tablo çıkmıyor ortaya. Ortaya çıkan kutuplaşmış toplum tablosu ise en kötüsü.

Bu kutuplaşmayı aşmak için Genelkurmay’ın bu iki keskin kutbun dışında kalarak meseleye bakabilmesi lazım.

***

Diğer taraftan TSK içinde demokratik düzeni yıkmak isteyen kişilerin veya grupların gündeme geldiği her durumda Genelkurmay Başkanı’nın derhal “savunma pozisyonu” alması doğru değil. Bence gerekli de değil.

Suçlamaların bir bölümü abartılı olabilir. Hatta doğrudan ordunun kurumsal yapısını hedef alan saldırılar söz konusu olabilir. Bu durumda kurumunu veya silah arkadaşlarını savunması normal... AMA birtakım suçlamalara hedef olan grupları sırf ordu mensubu diye her durumda savunma mecburiyeti duyması normal değil.

Toplumdaki “darbe yanlısı ordu” imajının ortadan kaldırılması için yapılması gereken TSK’nın demokrasiye bağlılığı konusunda “inandırıcı” birtakım adımların atılmasıdır.

İbrahim Kiras

Star Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder