29 Ocak 2010 Cuma

Askerin darbe azmi: Dün, bugün ve yarın... Üç film bir arada... (Ali Bayramoğlu)

28 Şubat'ta asker tarafında üç isim özellikle öne çıkmıştı.

İlk isim dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'di. İkinci isim Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'ydı. Üçüncüsü ise o günlerde ismini daha çok gazetecilerin bildikleri, Genelkurmay'da verilen brifingleri sunan Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanı Çetin Doğan'dı.

Çevik Bir karargâh ile basın, yargı, üniversiteler ilişkilerini yönetmişti. "Süngüye oturtur gezdirim" diye tehdit ettiği gazeteciler, kışlalardan gönderilen "tektip küfür mektupları"na dayanan yıpratma kampanyaları, andıçlar Çevik Bir'in elinden çıkmıştır

Deniz Erkaya "Batı Çalışma Grubu Konsepti"nin mimarıdır. Batı Çalışma Grubu'nun kurulması, sivil alanın askeri denetime tâbi kılınması, fişlemeler, devlet içi tasfiyeler, "gariban militan demokrasi" anlayışı, kamu düzeninin askerileşmesi, bu konseptin temel taşlarıydı.

Çetin Doğan ise bu işin operasyon başkanlığını yapmıştı. Ordu içi temizlik, binlerce insanın fişlendiği, asker ailelerinin dahi haber alma elamanı olarak görüldüğü bir uygulamanın yöneticisi ve yönlendiricisiydi.

İlk iki general kısa süre sonra emekli oldu...

Çetin Doğan 2004 yılına kadar görevine devam etti.

Doğan isminin önemi 28 Şubat'ı AK Parti dönemine bağlayan bir askeri bakış ve yapılanmasının simgesi olmasıdır. 2003 Mart tarihli Balyoz Planı'nın, AK Parti henüz 6 aylık iktidarken girişilen bu askeri hamlenin, bir sürekliliğe işaret ettiği açıktır.

Devrilen ve kapatılan RP, yerine kurulan FP'nin de kapatılması, FP yöneticilerinin kurduğu AK Parti'nin iktidara gelmesi, AK Parti'nin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın siyasetten yasaklanma girişimi... Bunlar öykünün bildiğimiz kısmını oluşturuyordu.

Şimdi öykünün devamını öğreniyoruz.

AK Parti'nin iktidardan uzaklaştırılması ve reform politikalarının durdurulması çabası bir bayrağın elden ele ele verilmesi gibi devam etmiş.

2003 askeri darbe girişimi muhtemelen Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tarafından engellenmiş. Bayrak bu kez Jandarma Genel Komutanı Eruygur'a, diğer kuvvet komutanları Yalman, Fırtına ve Örnek'e geçmiş ve yeni girişimler 2004 ve 2005'i kapsamış. 2007 ise önce Dink'in öldürülmesi, misyoner cinayetleri, cumhuriyet mitingleriyle açılmış, ardından 27 Nisan askeri muhtırası gelmiş.

Yetmemiş 2008'de kapatma davası devreye girmiş...

O da yetmemiş Kafes Eylem Planı'nı devreye sokmuş aynı zihniyet...

Dikkat edelim: Tarih Mart 2008...

Kafesçilerin "Dink operasyonu" adını verdikleri yeni eylemler var, gayrimüslim gruplar var, ortalığı kana bürümek ve darbe var...

Bu açıdan bakınca "yap boz"un eksikleri yerine oturuyor. Türkiye'nin reform politikaları ve değişim döneminde hangi badireleri atlattığı, yaşanan karanlık olayların nerelere uzandığı ve bu sürecin kimler tarafından kösteklendiği iyice ortaya çıkıyor...

Ancak fazlası var...

Devam ediyor bu risk ve bu girişimler.

Bu zihniyet bir yanıyla yaşıyor...

Batı Çalışma Grubu'nun fişleri muhafaza edip, daha da geliştiren EMASYA "Asayiş Harekat Merkezleri" sorunu var, örneğin Deniz Kuvvetleri içindeki cuntaya işaret eden, ucu diğer kuvvetlere de bulaşan Kafesçilerin muhtemelen bu "Asayiş Harekat Merkezleri"yle ilişkisi var.

Nitekim İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verilen iddianamedeki şu tespit can alıcıdır:

"28 Şubat döneminde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde 'Batı Çalışma Grubu' adıyla faaliyet yürüten ve oluşumu herhangi bir yasal kaynağa dayanmayan illegal yapılanmanın, faaliyetlerine halen son vermediği ve günümüzde 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' ardından da 'Kafes Eylem Planı' çerçevesi altında yasadışı eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri ortaya çıkmış bulunmaktadır."

Asker meselesi bunun için Türkiye'nin can alıcı meselesidir.

Sivilleşme bu nedenle demokratikleşmenin önkoşulu, olmazsa olmaz koşuludur.

Darbeleri engelleyen Özkök, Başbuğ gibi "legalist" generaller ordunun değişmeye yöneldiğine işaret ediyor, ancak bu ordu hâlâ darbe geleneğini barındırıyor, hâlâ Genelkurmay Başkanları "legalist" olsalar bile EMASYA'yı korumayı, masalara yumruk vurmayı sürdürüyorlar.

Ali Bayramoğlu

Yeni Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder