27 Ekim 2009 Salı

Paşa paşa istifa et* (Yasemin Çongar)

Taraf’ın ilk olarak 12 haziranda duyurduğu ve şimdi ıslak imzalı orijinali savcıların elinde olan İrticayla Mücadele Eylem Planı ile o plana ilişkin ihbar mektubu ve ekleri, memleketimizin durumu hakkında bize üç temel bilgi veriyor.

Birincisi, ortada bir suç faaliyeti vardır ve “muhtemel suçlular” en tepededir; seçimle işbaşına gelmiş hükümeti ve toplumun geniş bir kesimini adeta “düşman” belleyerek doğrudan hedef alan, AKP’ye ve Fethullah Gülen cemaatine karşı komplo kurulmasını öngören Ergenekon tipi bu suç faaliyetinin, Genelkurmay karargâhındaki en üst rütbeli bazı subaylarca bizzat yürütüldüğü yönünde somut bazı deliller ortaya çıkmıştır.

İkincisi, bu suç faaliyeti geçmişe değil bugüne aittir; söz konusu eylem planı 2009’da hazırlanmıştır ve bu plan, eğer belgesi basına yansımasaydı, muhtemelen şu anda çoktan uygulamaya sokulmuş olacak bir dizi suç eylemini kapsamaktadır.

Üçüncüsü, bu suç faaliyetinin sınırları muğlaktır, failleri bütünüyle meçhul olmamakla birlikte, bütün failleri bilinmemektedir; bu nedenle de, ortadaki suç belgesi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurmay kademesini bir bütün olarak “şaibeli” kılmakta ve daha da vahimi, ordunun üzerine bir bütün olarak kara bir leke düşürme potansiyeli taşımaktadır.

Şimdi iş gelip, bu üç temel bilgiye sahip sivil ve asker yetkililerin, Türkiye’yi bu bilgilerin yansıttığı kirlilikten kurtarmak için ne yapacaklarında düğümleniyor. Öncelikle yanıtlanması gereken çok kritik bir soru var:

Genelkurmay karargâhının bulaştığı suç, ne ölçüde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un bilgisi dahilindedir?

Başbuğ, daha önce “kâğıt parçası” diye küçümsediği belgenin kendi bilgisi dahilinde hazırlanmış olması olasılığının gündeme getirilmesini bile “hakaret” sayacağını söylemişti.

Şimdi, Başbuğ’un bu belgeye “kâğıt parçası” dediği tarihte, “belgenin aslının imha edildiğine kanaat getirmiş olduğunu” kayda geçiren bir ihbar mektubu var ortada.

Ve bu mektup, Başbuğ’un, belgenin gerçekliği konusunda yalan söylemiş olabileceğini düşündürüyor.

Bu olasılık, Başbuğ’un “böyle bir belgenin hazırlanması emrini vermenin” kendisine yakıştırılmasını “hakaret” sayan sözlerinin samimiyetine kuşku düşürüyor ve suç faaliyetinin birinci derecedeki sorumlusunun Genelkurmay Başkanı olması ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Eğer durum böyleyse, Başbuğ, ya paşa paşa istifa etmeli ya da Başbakan tarafından görevden azledilmelidir.

Yok, durum böyle değilse, ortada iki seçenek kalıyor...

Ya Başbuğ –ihbar mektubunun da ima ettiği gibi- kendi bilgisi haricinde hazırlanmış bir suç belgesinden sonradan haberdar olmuş ve karargâhındakileri korumak adına bu belgeyi “yok” saymıştır.

Ya da Başbuğ’un bu suç faaliyetinden ve belgesinden hiçbir zaman haberi olmamıştır...

Her iki seçenek de, bence Başbuğ’u bizzat suç faaliyetinin başında konumlayan olasılık kadar vahimdir.

Zira ilk seçenekte, suçu emretmese bile suça ve suçlulara kol kanat geren bir Genelkurmay Başkanı profili ortaya çıkmaktadır.

İkinci seçenek ise, Başbuğ’un kendi karargâhına sahip olamayan, Genelkurmay’da neler döndüğünden bihaber, yanıbaşındaki cunta faaliyetinin farkına bile varmayan bir general olduğunu düşündürür ki bunun anlamı, Başbuğ’un, Genelkurmay Başkanlığını sürdürmesine engel oluşturabilecek kadar büyük bir komuta zaafı gösterdiğidir.

Hele de, basında bu belgeyle ilgili çıkan bütün haberlerden, AKP’nin yargıya başvurarak konunun üzerine gitmesinden ve karargâhta kapsamlı bir imha çalışması yürütülmesinden sonra Başbuğ’un aynı komuta zaafını devam ettirmiş olmasının hoş görülmesi ziyadesiyle zordur.

Şimdi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a düşen görev, Orgeneral Başbuğ’a, bu suç faaliyetinin neresinde olduğunu, suç belgesiyle ilgili olarak neyi, ne kadar bildiğini sormak ve vereceği cevabın gerektirdiği siyasi kararı almaktır.

Suçu yöneten şahıs ya da suç ortağı olması, Başbuğ’un görevden alınmasını kaçınılmaz kılar... Yok eğer Başbuğ, “suçlu” değil de, sadece “zaaflı” ise ve karargâhını içten içe oyduğu anlaşılan “cunta” konusunda gereğini bundan böyle yapacaksa, o zaman Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın dün söylediği yerden işe başlamalıdır. Yani söz konusu suça adı karışan bütün askerî personeli, dört yıldızlı generaller dahil bütün subayları yargı süreci tamamlanıncaya dek açığa almalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve komuta kademesini bir bütün olarak lekelenmekten kurtarmanın tek yolu budur.

* Yazımın başlığı, Taraf Spor Servisi Şefi ve Yazıişleri üyesi Kerem Altan’a aittir. Teşekkürler Kerem.

Yasemin Çongar

Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder