27 Ekim 2009 Salı

Bir milat: Ordu kışlasında… (Ali Bayramoğlu)

Islak imzalı belge savcıda… Ortada üç mesele var. Birincisi şu:

Bunun bir kâğıt parçası olduğunu söyleyen, aslı ortaya çıkarsa gereğini yaparız, diyen, sahteciliğin peşinde koşan sözleriyle sivil yargıya işaret veren Genelkurmay Başkanı ne yapacak?

İstifa mı edecek yoksa özür dileyip, temizliğe mi girişecek?

İkincisi:

Genelkurmay Başkanı bu belgenin varlığını biliyor muydu, bilmiyor muydu? Yanlış mı bilgilendirildi yoksa gerçeği gizleme operasyonunun şefliğini mi yaptı?

Genelkurmay Başkanı'nın iktidarı devirmeye yönelik bu girişimden haberi olduğu kanaati hakim olursa, siyasi iktidar sonuna kadar gidecek ve Başbuğ görevden alınacak mı?

Üçüncü mesele şöyle:

Savcılığa gelen ihbar mektubu tümüyle değerlendirildiği takdirde yapılacak soruşturma sadece ıslak mektupla, yani malum “andıç”la mı sınırlanacak yoksa bu çerçevede faaliyet gösteren yüzlerce başka “andıç” hazırlayan ucu mevcut kuvvet komutanlarına kadar uzanan bir yapı mı yargılanacak?

Eğer yargı süreci bu yapıyı hedefleyecekse, Ergenekon davasını aşan, siyasi nitelikli ordunun müdahale geleneğine neşter atan dev adıma dönüşecek mi? Ya da bu skandal ordunun yaşadığı örselenme, meşruiyet kaybetme sürecinin yeni bir merhalesi mi olacak?

Ortada çıplak iki gerçek var.

Doğrulanmış ıslak mektup gerçeği ve imzayı atan subayın, Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi'nde, yani psikolojik hareket biriminde görevli olduğu gerçeği…

İhbar mektubuna gelince…

Bu mektup bir cemaatin işi olmaktan çok, bu işlerin içinde yer almış bir subayın mevcut karargâh politikasından duyduğu rahatsızlıkla yaptığı bir işi kuvvetle andırmaktadır.

Ve mektubun gazetelerde yayınlanan tam metni okunursa, mektupta verilen ayrıntılar, örneğin bilgisayar numaraları, örneğin görevli subay ve ast subay isimleri, tarihler dikkate alınırsa, bundan böyle yürütülecek “gerçek” bir soruşturmanın tüm pisliği ve karanlık yapıyı açığa çıkartacağından şüphe duymak için neden yoktur…

Burada asıl mesele yukarıda sorduğumuz ikinci ve üçüncü soruya verilecek yanıttan oluşuyor.

Başbuğ işin içinde mi, görevden alınacak mı? Derinlemesine tüm orduyu kuşatacak bir soruşturma açılacak mı?

Siyasi iktidarın bu adımı çok kolay atamayacağını biliyoruz.

Türkiye'nin dengeleri, askere yönelik yerleşik tedirginlik, askeri bünyenin kontrol altında tutma endişesi, özellikle son dönemlerde kimi temel sorunlarda, örneğin Kürt açılımında tutturulan uyum bunun önündeki ciddi engellerdir.

Ancak şunu bilmek gerekir:

Böyle bir skandal herhangi hukuk devleti düzeninde ordu komutanını derhal görevden alma ve ordunun içini hallaç pamuğu gibi atmakla sonuçlanırdı.

Bir gün Türkiye de bunları görecek…

Şu aşamada en azından Genelkurmay Başkanı'nın görevden alınması ya da istifa etmesi çok kişinin aklına geliyor ve çok kişiye meşru geliyor. Darbe girişimleri, siyasete müdahale hamleleri düne oranla hiçbir meşruiyet taşımıyor.

Buna demokrasinin derinleşmesi adını vermek gerek…

Türkiye sivilleşme ve askeri vesayet düzeninin kırılması yolunda yeni bir sayfa açmak üzere…

16 Haziran 2009 tarihinde bu olayların en sıcak anında yazdığımız bir yazı vardı.

Şöyle demiştik:

Askeri savcılığın soruşturma süreci bize çok anlamlı gelmiyor...

Ama o belgenin altında imzası bulunan ismi, Kurmay Albay'ı Ergenekon savcısının sorgulayacak olması önemli..

Sonra siyaset var.

Asker, kamuoyuna, gazetecilere meydan okuyucu, had bildirici açıklamalar yapmak yerine, bunu yaptığı, siyasete müdahale etmeye soyunduğu, kaos ortamı yaratmaya çalıştığı için hesap vermelidir.

Aksi halde daha çok andıç ürer...

Bu noktada yargı kadar önemli olan siyasettir.

Hesap sormanın bu açıdan koşulu bellidir:

Siyasetin alanına sahip çıkması, gerekiyorsa Genelkurmay Başkanı'nın görevden alınması...

Bu arada unutmadan, bu koşullarda asker ya sertleşecek ya değişecek, böyle bir dönemin kapısı aralanıyor...

Bizce değişim kaçınılmazdır...

“Hesap sorma ve yaptırım koşuluyla...”

Aynı noktadayız…

Ali Bayramoğlu

Yeni Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder