11 Eylül 2009 Cuma

Vatandaşlık (Yağmur Atsız)

Hayır, barış sürecini artık ne PKK durdurabilir ne de statüko silahşorları! İstedikleri kadar kudursunlar ve kan akıtsınlar!

Onun için biz işimize bakalım ve karınca karârınca katkımızı sunalım.

Yeni bir vatandaşlık tanımı olsun diyenler var. Bugün, mevcud vatandaşlık kavramlarına dâir bilgi sunmak istiyorum. Târihden günümüze devletler hukûku alanında bilinen ve tanınan üç vatandaşlık türü var:

“Ius soli” yâni “toprak/yer hakkı” yâhut “territoriyal prensip” denilen tür, “ius sanguinis” (kan hakkı) veyâ “neseb prensibi” denilen tür ve bir de “Osmanlı Millet Sistemi” (das osmanische Millet-System) denilen tür.

Ius soli prensibine göre bir devletin vatandaşı olmak için o devletin hükümranlık alanı içinde, onun topraklarında doğmuş olmak gerekir. Bu hak tabii ki istisnâî olarak başka yerlerde doğmuş olanlara da verilebilir ama bir sürü şarta bağlı olarak.

“Ius sanguinis” vatandaşlığa sâhib olabilmek için o soydan gelmiş olma şartını arar. Yâni eğer o ülkede yaşayan insanların soyundan gelmiyorsanız, bâzı istisnâlar hârici, o ülke vatandaşı olamazsınız.

“Osmanlı Millet Sistemi” ise Türklerin geliştirdiği bir kavramdır. Burada “millet” bizim bugün kullandığımız “ulus/nation” anlamında değil aynı din veyâ mezhebe mensub insanlar için kullanılmaktadır. Buna göre meselâ İmparatorluk’daki Bulgar ve Rumlar Fener Rum Patrikhânesi’ne bağlı oldukları için aynı “millet” dâiresinde mütâlâa edilmekteydiler. Bulgarların, modern mânâdaki “millet” anlayışı sonucu ayrı bir Etnarklık kurma müsaadesi almaları 19. Yy. ortalarına rastlar. Buna göre meselâ Sünnî Müslümanlar da; Türküne, Kürdüne, Arabına, Arnavuduna vs.’ye, yâni etnisiteye/kavmiyete bakılmaksızın bir “millet” oluştururlardı. Osmanlı “millet”lerinin, belirli alanlarda, hattâ yargıyı da kapsamak üzere belirli özerklikleri vardı. Bu sistem 1919’da sona ermişdir.

Bugün artık epeyi esnek hâle getirilmiş olmalarına rağmen “ius soli”ye örnek olarak Fransa’yı ve “ius sanguinis” içinse Almanya’yı örnek gösterebiliriz.

Bizde ise “hünsâ” (hermafrodit) bir durum var. “Türk” kelimesi hem bir kavmi, daha doğrusu kavimler âilesini ve hem de bir milliyeti ifâde etdiği için karışıklık çıkıyor. Meselâ bir Özbek veyâ Âzerî “etnik” anlamda Türk ama “politik” anlamda değil. Üstelik Cumhûriyet devrinde biz bu Türk kelimesine gitgide daha yoğun biçimde etnik bir muhtevâ yükleyerek etnik bakımdan değil ama politik bağlamda “Türk” olanları da canından bezdirmişiz.

Fakat yine de bana öyle gelir ki bu kelimeyi, içine zorla sokduğumuz “assimilatif” safradan kurtararak ırzına geçilmedik tarzda kullanıma devâm etmek en doğrusu. Telefon sapıkları var diye telefonu, trafik canavarları var diye otomobilleri kaldırmıyorsunuz. Çözüm sû-i istîmâli önlemekdir. Bu ülkeye Avrupalılar ve sonra bütün dünyâ 12. Yy.’dan beri “Türkiye” ve halkına da “Türk” diyor.

Ama öyle yâhut böyle, bu anlatdıklarımdan başka vatandaşlık türü YOK!

Yağmur Atsız

Star Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder