11 Eylül 2009 Cuma

CHP çok yaşa! (İhsan Dağı)

CHP, kuruluşunun 86. yılını kutluyor. Aslında iyi bir 'devlet töreni' yakışırdı CHP'ye, 'yüksek bürokrasi'nin kortejin başını çektiği... 'Dokunulamaz atanmışlar'ın ve kıymetleri kendilerinden menkul 'beyaz Türkler'in partisidir CHP, adının 'halk partisi' olması kimseyi yanıltmasın.



Şimdiye kadar yapılan hiçbir özgür ve adil seçimi kazanamayan bir parti neyi, neden kutlar, anlamak zor. Yine de demokrasinin bu ülkede ne anlam ifade ettiğini iyi kavramak için CHP'yi hep muhafaza etmek gerektiği kanaatindeyim. CHP'nin varlığı, kendi başına iyi bir 'demokrasi eğitimi'dir; demokrasi olmayınca ülkenin nasıl yönetileceğinin, halkın nasıl güdüleceğinin, ezileceğinin, horlanacağının hatırlatıcısıdır.

Halk, demokrasinin erdemini CHP'nin tek parti diktatoryası altında keşfetmiştir. Bürokrasinin saltanatına karşı demokrasinin nasıl bir güç olduğunu da 14 Mayıs 1950'de CHP iktidarına son verince anlamıştır.

Vatandaş oyu ile iktidarı değiştirebildiğini anladığı anda demokrasiden vazgeçmez oldu. Alternatif belliydi; ya tek partili CHP diktatoryası veya demokrasi. Halk, 'cahil' de olsa, 'dağdaki çoban' da olsa, 'kasketli, şalvarlı' da olsa demokrasinin CHP diktatoryasından kurtuluş için tek yol olduğunu 1950'den beri biliyor... O yüzden CHP hiçbir seçimi kazanamadı.

Dolayısıyla 'CHP çok yaşa'malı, zor olsa da... Demokrasilerde 'nasıl parti olunmaz, nasıl seçim kazanılmaz' sorusuna başka canlı bir örnek bulmakta zorlanırız aksi halde.

CHP, elli yıldır kendini demokrasiye, demokrasinin kurallarına uyarlayacağına demokrasiyi kendine uydurmaya çalışıyor. O yüzden darbelere destek veriyor, darbe anayasasını savunuyor, o yüzden Ergenekon sanıklarının avukatlığına soyunuyor.

İşin ilginci, 'bu CHP ile olmuyor' diyen de yok. Dünyanın neresinde görülmüş bir avuç azınlık olan yüksek bürokrasi ve onların sivil uzantılarıyla demokratik seçimleri kazanmak? Mümkün değil, yarışmacı seçimlerin, demokrasinin doğasına aykırı bu.

Ama CHP hâlâ bu kafada devam ediyor, çünkü 1960 darbesi ve darbe anayasasının kurduğu 'vesayet rejimi' (yani atanmışların seçilmişleri denetlediği bürokratik yönetim tarzı) yaşadıkça seçim kazanmasa bile bürokratik iktidarlarının devam edebileceğini biliyorlar.

O yüzden CHP'nin 1960'lardan beri derdi seçim kazanmak değil vesayet rejiminin devamını sağlamak.

Vesayet rejimini ne tehdit ediyor? Yeni anayasa. CHP ne yaptı? Taslak anayasayı 'rejimi değiştirme' projesi olarak niteleyip, vesayet düzeninin medya uzantılarının da desteğini alarak bu girişimi boğdu. Başardı da bunu.

Vesayet rejimini başka ne tehdit ediyor? AK Parti. Yeni anayasa fikrinin arkasında da o var, rejimi sulandıran AB sürecinin arkasında da. Kıbrıs'ta çözüm diyen de o, Kürt açılımı yapan da. 'O halde AK Parti'yi kapatalım gitsin' lobisini ayakta alkışlar CHP. Yine vesayet rejiminin ortağı medya kuruluşlarıyla birlikte rakip siyasi partinin kapatılma ihtimaline dört köşe destek verir.

Vesayet rejimini tehdit eden başka ne var? Ergenekon soruşturması. 'Derin devleti çökerten, darbecileri yargı önüne çıkaran, darbe teşebbüsçülerini caydıran bu soruşturma durdurulmalıdır' mantığı yürüten CHP, halkın temsilcisi olma misyonunu bir yana bırakıp darbe sanıklarını, elinde suikastların kanı, LAW silahlarında parmak izi bulunanların 'avukat'lığına soyunur. Yine, soruşturmayı, ya görmezden gelme veya sulandırma siyaseti izleyen medya ortağıyla birlikte.

İşte bu CHP'nin lideri Baykal'ın 86. kuruluş yıldönümünde 'şanlı' Ergenekon sanıklarına 'selam çakması'na şaşılır mı?

CHP'nin misyonu seçim kazanmak değil, vesayet rejimini ve onun bürokratik uzantılarını savunmak.

Kısaca bu partinin demokrasiyle bir işi yok, çünkü demokrasiyle hiç kazanamadılar, kazanamayacaklar. Kazanmak için demokrasiye değil 'vesayet rejimi'nin devamına muhtaçlar. Yani CHP 'demokratik muhalefet' yapmıyor, varoluş mücadelesi veriyor, anlayın.

İhsan Dağı

Zaman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder