27 Ağustos 2009 Perşembe

Ramazanın marifetleri (Nihal Bengisu Karaca)

RAMAZAN geldi. Pek sessiz bu kez, biraz içe kapanık. Davulla zurnayla karşılanmadı bu yıl. Bir melek gibi gizlice süzüldü şehre. Böylesi daha iyi mi ne?
Aslında ramazanı herkes sever. Oruç tutanları çevresinde görmek istemeyenler bile. Herkesin "iyi çocuk" dediği biri gibidir çünkü; eski moda giysiler giymesine rağmen kendisinden çekinilen adamlara benzer. Kalender ve mazlum tabiatına rağmen saygı uyandıran adamlara. Dikkat çekici biri olmamasına rağmen girdiği ortamı değiştiren insanlara.
Nasihat vermez, elimizden tutup bir deneyimin içine götürür.
"Sabır önemlidir" demez. Ama kucağımıza getirip bıraktığı oruca bir ay boyunca gözümüz gibi bakarken yaptığımız şeyle sabrın kendisi oluruz.
"Yiyip içmek gibi sıradan faaliyetlerin ne kadar önemli olduğuna dair" kafa ütülemez. Gelir ve saatlerce aç-susuz durmanın "sahiden nasıl kıymetli bir şey olduğunu" biz kendimiz anlarız.
"Sen iftara kadar açsın, ama bazı insanlar bu açlığı gece gündüz çekiyor" diyerek bizi utandırmaz; ama emanet ettiği orucu tutarken bunu ister istemez düşünürüz. Kaçınılmaz olarak... En zengin olanlarımız, her zaman en iyi sofralara oturanlarımız bile açlık üzerine düşünmek zorunda kalırlar; tok olanların aç olanlara borçlu olduğunu hissederler.
İnsanları el ele tutuşturup "Haydi kardeş olalım" gibi animasyonlar yapmaz. Ama hiç tanımadığınız insanlarla aynı sofrada bulursunuz kendinizi, organizatörlüğüne diyecek yoktur.
İyiliğin keşfedilmiş, suyu çıkarılmış ve çocuk şarkılarına postalanmış bir sürgüne dönüştüğü şu âlemde, başımızı okşaya okşaya iyilik yaptırır bize. Ramazan geldi diye birdenbire iyi insanlara dönüşmeyiz, ama iyi bir insan olmak diye bir çabamızın olduğunu, çocukken olmak istediğimiz insanı hatırlarız.
Dahası var. "İnsanlık" dediğimiz şeye duyduğumuz güveni tazeliyor. Sabahtan akşama aç durmakla güven duygusu arasında nasıl bir ilişki var diyecekseniz, bir alıntı yapayım. Kendimden.
Geçen yıl şunları yazmışım: "Hemen herkesin, imsak vakti verdiği bir sözü, akşama kadar tutabilen bir organizmanın parçası olmaya ihtiyacı var. Yaptığı bir tercihin sonuçlarına bu kadarcık bile olsa katılabilen ve katlanabilen, eylemlerinin anlamını kavrayabilen ve sorumluluğunu alabilen bir insanlığa inanma arzusu içindeyiz."
Değişmeyen tek şey değişimdir diyorlar. Yalan. Ramazan her yıl geliyor, hiç değişmeden. Ve bu iyi bir şey.
Bu arada, "oruç tutan" ile "sabahtan akşama salak gibi aç duran" adamı birbirinden ayırmak gerekiyor. Vahşi doğasının sesini dinleyerek değil, bizi değerli bulan, bize saygı duyan bir yaratıcının sözüne kulak vererek "insan" olunabileceğine inanan kişilerin konuğudur ramazan. Vahşi doğalarının esiri olup oruç tutmuyor diye adam dövenlerin, ramazan ile bir akrabalıkları yoktur, duyurulur...



'Anlık Hikâyeler'den anlamlı bir kesit

SON günlerde tasfiye edilecek gazeteciler polemiğiyle gündemde olan Ekrem Dumanlı yakın zamanda bir öykü kitabı çıkardı. İsmi "Anlık Hikâyeler".
Dumanlı'nın "Kapının Arkasında" adlı öyküsünde yaptığı bir gönderme, beni tasfiye edilecek gazeteciler derken bir yerlere gönderme yapıp yapmadığı meselesinden çok daha fazla ilgilendirdi. Sizlere de aktarmak istedim.
Öyküde büyük ihtimalle geçmişte "milliyetçi" hareketin içinde bulunan ve belli ki epeyce militan bir tip olan karakterimiz, işittiği gizemli tıkırtıları defterini dürmek için evine girmiş olan bir suikastçıya bağlıyor ve telaşa kapılıyor. Silahını nereye bıraktığını hatırlamaya çalışırken bu zor durumunda arayıp yardım isteyebileceği hiçbir dostunun kalmamış olduğunu fark ediyor. Korku içinde aceleyle Türk polisini aramaya çalışıyor. Fakat zihinsel bir sürçme ile 911'i tuşluyor. Yaptığı hatayı fark etmesine rağmen hiçbir şekilde hatırlayamıyor doğru numarayı.
Sahi acaba kaç Türk vatandaşı, hatta kaç milliyetçi arkadaş, Türk polisini araması gerektiğinde refleks olarak 911'i hatırlamaktan alıkoyabilmiştir zihnini?
Dilediğiniz kadar "kültürel emperyalizm"deyin ve sebep olduğu kültürel tahribattan bahsedin... Bu tahribatın gücünü en iyi anlatmanın yolu, her zaman onu bir duyguya dönüştürmekten geçer. Bu da ancak bir hikâye anlatmakla olur. Kapının Arkasında, bu duyguyu verebilmiş. Ekrem Dumanlı'ya kalemine sağlık diyoruz.

Nihal Bengisu Karaca

Habertürk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder