30 Temmuz 2009 Perşembe

Ben geldim (Ahmet Kekeç)

Ömer Lekesiz benden, kendisini ‘entelektüel’ sanan şairden bozma köşe yazarını ödünç istemiş, ‘Azıcık da ben pataklayayım’ diyor.

Hay hay... Lafı mı olur!

İsterse başka mamuller de var elimin altında.

Biri var ki, kendisini ‘sosyolog’ sanıyor... Her şeyi ‘feodal geri yığınlar’la açıklayan, ‘feodal geri yığınlar’ın ileri bir telakkiye sahip olmalarını bir türlü havsalası almayan ve şaşkın şaşkın ‘irtica, parlamento diktatörlüğü, gerici sınıflar’ diye ünleyip duran orta halli bir ‘sosyal hizmetler uzmanı...’

Bir gazetede yazıyor, (yanlış hatırlamıyorsam) bir üniversitede sosyoloji dersleri veriyor, bir televizyon kanalında Mehmet Barlas’la ‘ağız dalaşı’ yapıyor.

En büyük özelliği şu: Bilmediğini bilmiyor.

Mesela, ‘tarih’ ve ‘sosyoloji’ konusunda (Bkz. ‘Rönesans, aydınlanma, tarım ve endüstri devrimi’ kategorileri) lise öğrencisi kavrayışıyla konuşuyor... Sosyoloji durağan bir alanmış ve son yıllarda hayat (toplumlar) hiç değişmemiş, ortaya hiçbir yeni kuram atılmamış, ‘modernite’ adı verilen vetire hiç yaşanmamış, tarım ve endüstri devrimini icbar eden parametreler hiç değişmemiş gibi yapıyor.

Kafa anakronik, zihin anakronik, kavrayış anakronik...

Hiçbir tedaviye cevap vermiyor. Ona laf anlatmanın imkánı yoktur.

Biri daha var:

Besteci, söz yazarı, piyanist, şarkıcı, şantör, gazeteci, romancı, öykücü, senarist, yönetmen, aranjör, reçmeci, ilikçi, zikzakçı... On parmağında on marifet.

Detonenin önde gidenidir. ‘Yürü-hü-yorum geceleri’ gibi prozodi harikalarına imza atmıştır.

Belediye reisi olacaktı, olamadı.

Başbakanlığa tamah etti, derdini anlatamadı.

Kimse kadir kıymet bilmiyordu... Kimse ondaki ‘değeri’ keşfedemiyordu... CHP’ye genel başkan seçilse, ‘sol’u içinde bulunduğu şu dağınık halden kurtarıp yeniden iktidar alternatifi kılsa, ‘karşıdevrim sürecine’ karşı ‘devrim’in demir yumruğunu indirse, herkes aydınlansa, herkes çağdaşlaşsa, herkes mutlu mesut yaşasa fena mı olurdu?

Olamadı işte...

Şimdi de, çaktırmadan Nobel kovalıyor. Yazdığı birbirinden kötü romanlarla Orhan Pamuk’un ‘rastlantısal’ başarısını ‘hakiki başarı’ haline getirmek istiyor. Fakat bilmiyor ki, tek parti kavrayışıyla roman yazılmaz ve Nobel ödülü karşı devrimciler arasında paylaştırılmaktadır.

Biri daha var:

Bir gazetenin genel yayın yönetmeni.

Kurnaz ve kıvrak... Onunla baş etmek mümkün değil. Fakat, iyi bir polemik öznesidir. Hem nalınadır, hem mıhınadır... Hem keldir, hem foduldur. Duruma göre anlayışlıdır, duruma göre tirandır... Bütün darbelere hem karşıdır, hem değildir. Her sivilcidir, hem askercidir. Hem öyledir, hem böyledir. Patakla dur, ‘kanım aktı’ demez... Dön, bir daha vur... Dön, bir daha vur... Böylesine hoş ve dayanıklı bir adam...

Bir de, ‘Nurettin Veren’ görünümlü, çift kişilikli bir yazar var.

Matbuatın en berbat, en rezil, en terbiyesiz kalemidir. Ki, ona verilecek en büyük ceza, kendi haline bırakmaktır.

Malzeme bol... Ömer Lekesiz seçsin beğensin...

Fakat, anladığım kadarıyla, o benim gibi yapmayacak; bodoslamadan dalıp cam çerçeve indirmeyecek, kafa göz yarmayacak, ağız burun dağıtmayacak... Usturubuyla gidecek, inceden dokunduracak ve ‘edebi polemik’ türünün leziz örneklerini sunacak.

Şimdiden ‘hayırlı olsun’ diyorum.

Orhan Kemal, bu gibi durumlar için, ‘Ortalık şireleniyor yiğenim’ dermiş...

Hem de nasıl şireleniyor...

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder