28 Haziran 2009 Pazar

Ruslar neden İslam’ı seçiyor? (Andrei Ignatiev)

İslam Rusya’da ve geleneksel olarak Hıristiyan kabul edilen diğer ülkelerde uzun zamandan beri dini liderlerin, gazetecilerin ve halkın dikkatini çekiyor. Rusya’da İslam genelde dine yeni girenlerden oluştuğundan İslam’ın ne kadarının yaşandığını kestirmek güç olsa da, İslam’ın bu ülkede artık bir fenomen olduğu gerçeği yadsınamaz. Henüz Rus Müslümanlarının arasından Rene Genon, Roger Garaudy ya da Claudio Muti gibi önemli isimler çıkmasa da yarın bunun olmayacağını kim söyleyebilir? Ayrıca Rus Müslümanları oldukça etkin sosyal ve siyasal duruşa sahip insanlar. Bugün Haziran 2004’te kurulmuş olan Rus Müslümanları Ulusal Konseyi kamuoyuna varlığını açıkça deklare etmiş bir organizasyon. Fakat şu ana kadar birçok iç sorunla karşılaşan bu organizasyon bize İslam dinine geçmenin söz konusu insanlar için – şiddetli polemikleri ve karşılıklı suçlamaları göz önüne alırsak - her zaman çok da uyumlu bir süreç olmadığını gösteriyor. Tabii bunda insanların İslam’a geçme nedenlerinin çok farklı olabilmesi ile birbirinden çok farklı insanların aynı dine geçmesinin de etkisi var. İşte bu yazının amacı da Rusların İslam’ı neden seçtiklerini incelemek.

Birinci grupta Müslüman birisiyle evlenen ve evliliğini dinle birleştiren insanlar var. Bu gruptakiler başka bir sebeple İslam’a giren insanlardan ayrı olarak değerlendirilmelidir çünkü bunlar genelde önce İslam’a geçip, sonra Müslümanlar arasından bir eş bulmaktadırlar. Bir kural olarak bu hem kadınlar hem de erkekler için geçerlidir. Örneğin, bu makalenin yazarı şuana kadar birçok Rus erkeğinin Müslüman bir aileden gelen kızlarla evlenmek için İslam inancını benimsediğine şahit olmuştur. Bunlar İslam dini hakkında çok az şey bilirler ve camide de evlenme merasiminden sonra pek görünmezler. Bu gerçeklik söz konusu erkeklerin İslam’ı resmi bir prosedürden başka bir şey olarak görmediğini ve ciddi bir ideolojik motivasyondan da beri olduklarını gösterir. Gerçi içlerinden bazıları çevrelerine uyum sağlayıp, eşleriyle beraber ibadet etmeye de başlayabiliyor. Ancak bilinmeli ki bu grupta yabancı erkeklerle – yani Müslümanlarla - evlenen ve kocalarının ülkelerinde yaşamaya başlayan Rus kadınları daha ağır basıyor. Bu kategorideki kadınlar İslamofobia’ya sahip kesimin nefret odağında bulunuyorlar.

İkinci gruptakiler ise Sufi Mistizmden etkilenenlerdir. Bu çok iyi bilinen batini görüş batıda genellikle Budizm ve Hinduizm olarak bilinir. Bu gruptakiler genellikle etnik Müslümanlarla iletişime geçmeyi ya da geleneksel İslami bir çevreyle irtibatlı olmayı pek önemsemezler ve kendi çevrelerinde takılmayı yeğlerler. Buna benzer olarak Rus Hare Krishna üyeleri de Hindularla irtibatlı olmakla ya da Hindistan’da yaşamakla pek ilgilenmezler ve sık kullandıkları ifadeler vardır ‘Ruhun milleti yoktur.’ ya da ‘Krishna aslında Rusya’da’ gibi. Bu satırların yazarı 2000 yılında İran asıllı Nimetullahi tarikatlarla iletişime geçme şansını yakalayabilmiş ama İran dışındaki vaazları sıkı takip eden birisidir.[1] Tanıştığım bir sofinin ismi Alex’di ve kendisi bir bilgisayar programcısıydı. Alex’in anlattığına göre tarikata katıldığında İslam’a gireceğine dair söz vermiş (ama söylediğine göre tarikata katılmak için illa da Müslüman olmaya gerek yokmuş, İslam’a daha sonra da geçilebilirmiş) fakat kendisi hala buna hazır değil ve yine söylediğine göre ‘ Sufizm İslam’dan daha da öte.’ Alex’e göre tarikatın Moskova şubesi Müslüman; ama doğulu insanlar değil.

Üçüncü grup ise İslam’ı tarihi, etnografik ve kültürel kodlarıyla birlikte bilinçli olarak kabul eden insanlardan oluşuyor. Birinci ve ikinci gruptakilerden çok daha ciddi olan bu gruptaki Müslümanlar İslami Doğu’nun ilgisini çok daha fazla çekiyor. Bunların bazısı dil öğrenerek etnokültürel çevrelerine uyum sağlamaya çalışırken, bazısı da yurt dışına gidip İslami eğitim merkezlerinde eğitim alıyor. Bu gruptakiler kendilerini İslam’ın her hangi bir yorumuyla – Sünni, Hanefi, Selefi ya da Şii gibi - sıkı sıkıya tanımlıyorlar. İşte Astrakhan’daki acemi müminlerin gazetesi ‘Today’den bir alıntı: ‘Astrakhan’daki Rusların arasında – ki bunların arasında da eski Ortodokslar var - İslam’a geçenlerin sayısının gittikçe artması gerçekten dikkate değer. Şeraite bağlı bir hayat tercih eden bu yeni Müslümanlar arasında oldukça eğitimli ve güçlü maneviyatları sayesinde çabuk öğrenen kişiler var. Ayrıca sağlam bir yönlendirmeden yoksun ve anlam arayışında olup anormal bir yaşam süren insanlar bu sosyal gruplara girme ihtiyacı hissediyorlar. (…) Bunların inancı çok daha duygusal, yüzeysel ve dinin bir kuralı gereği her hangi bir ulusal renkten yoksun. Karşılaştığımız Rus Müslümanlar oldukça dindar insanlar ve Allah’a kendilerine şeriatın yollarını açtığı için şükretmekten asla yorulmuyorlar ve hem bu dünya için hem de öbür dünya için dua edip duruyorlar.’ [2] Bu üçüncü grup ayrıca Hizbullah, Hamas ve Taliban gibi radikal İslami akım ve örgütlerin de ilgisini çekiyor. Müslüman olanların bazıları gençlik arasındaki radikalizminden uzaklaşırken, bazıları radikal kalmaya devam ediyor ve çevrelerinde İslam’ı anlatmaya – davet ya da tebliğ deniliyor buna – başlıyorlar. Bu fenomen Batı’da da bir akıma dönüştü ve örnek verecek olursak İngiltere’de İslam’a girenlerin bazıları Neo-Nazi. [3] Rusya’da ise eski NBP’den (Ulusal Bolşevik Partisi) bazı isimlerin - 2004 yazında İslam Kartı adlı kitabı yayınlanan Limonov ve ünlü Fatima - Tatiana Tarasova ile Ahmad Paul Zherebin da dahil - İslam’a geçmesiyle kızılca kıyamet kopmuştu. Bu isimlerden Tatiana Tarasova NBP’den ayırılırken, Paul Zherebin üyeliğini devam ettirmişti.

Aslında bu durum pek şaşırtıcı değil; zira Julius Evola, Friedrich Nietzsche, Ernst Yunger, Konstantin Leont'ev gibi sağ kanattan idoller İslam’a hep sempatiyle bakmışlardı. Guillaume Faya’nun ruhunda kendini bulan İslamofobia ise tarihsel olarak henüz yeni bir fenomen. [4]

Bununla birlikte bu genç insanlar geleneksel olarak Müslüman olan din kardeşleriyle karşılaştıklarında genellikle hayal kırıklığına uğruyorlar; çünkü din kardeşleri için şantiyede çalışmak ya da ticaret yapmak emperyalizme karşı mücadele etmekten daha önemli.

Son olarak dördüncü ve en ilgi çekici grup olarak, analoji yaparsak ‘zenci Müslümanlar’ı sayabiliriz. Bu grubun temsilcileri İslam’a - ya da Rus milliyetçiliğine – ve ırkçılığa bağlılar. Önceleri Slavların kutsal kitabı Velesova’yı temel aldıklarından Slavlar arasında popüler olan bu milliyetçilik, daha sonra terkedilmiş. Fakat İslam onlar için sadece ‘Rus ulusunun yeniden dirilişine giden bir yol’ ya da ‘Mazlumların tüm dünyada özgür olması için bir araç’ olmuş. Yine bu kesim İslam’ın spesifik etnografik ve kültürel belirtilerini pek ilgi çekici bulmuyor. Örneğin bir Rus Müslüman olan Fatima-Anastasia Ezhova ‘bir Ortadoğu şehrinin gölgeli ve dar sokaklarının’, ‘gürültülü kara gözlü çocuklarla çevrili peçeli Arap kadınlarının’, ‘çizgili cübbe giyen yaşlı bir adamın’, ‘yavaşça demlenen çayın’, ‘müezzinlerin çinili minarelerinin’ ve ‘Şeriat’ın idam sahneleri ile dolu bir şehirde eşekle gezmenin’ İslam’la eşleştirilmesinden pek memnuniyet duymaz. Etnik Müslümanlar ‘Beyaz Müslümanları’ - özellikle de Rusya’ya yeni gelmiş olanları – sık sık gizlenemeyen bir üstten bakma ve düşmanlık ile karşılıyorlar. Örneğin Kondopoga’daki o kötü olaylardan sonra Müftü Aşirov görevden alınmak zorunda kalmıştı. Ayrıca bu senenin başında da Paul-Ahmad Zherebin blog sitesinde yayınladığı makalede tüm ‘okuma – yazma bilmeyen Asyalıların’ (kendi deyimiyle) Rusya’dan sınır dışı edilmesini talep etmişti. Diğer tanınan Rus Müslümanlar da Zherebin’i ve Fatima-Anastasia Ezhova’yı desteklemişti. Bu durum elbette ki bir tepkiydi ve Müslüman olmayan Rus milliyetçilerinden de destek görmüştü. Bu yüzden etnik Rus milliyetçiliğinin iyi bilinen teorisyenlerinden Aleksandr Sevastyanov Rus Müslümanlarının çıkardığı ‘ulusal gazete’ye editörlük yapıyor ve ‘onlara doğru bakış açısı’ sunuyor. Sam A. Sevastyanov ise - her ne kadar kendisi Rusya’ya yapılan Müslüman göçüne karşı olsa da - yazdığı bir yazıda sağlıklı bir Müslüman ahlakının modern Avrupalılarınkine nazaran çok daha üstün olduğunu belirtmişti. Fakat gözlemcilerin birçoğuna göre ‘Beyaz Müslümanlar’ arasında söz konusu ahlakla karşılaşmak oldukça şaşırtıcı sayılıyor. Örneğin Valentin Prusya lideri, Harun el-Rusi’yi İslamo-Faşist olarak nitelemişti. Bir zamanlar aynı inançlara sahip olan Haydar Cemal ise Rus Müslümanlarının neden bireysel organizasyonlar kurduğunu bile sorgulamıştı. Harun el-Rusi ise artık borç içinde ve H.Cemal onu vaazlarında kalıtsal Şiiliği İslami Troçkizm ve egzistansiyalizm ile karıştırıp Kafkas ırkçılığı yapmakla itham ediyor. Kısacası Müslüman mahallesindeki ideolojik çatışmalar prensip itibariyle ‘hastalıklar’ olarak algılanıyor.

Tüm bunlar benim fikrime göre Rusya’da İslam’a geçenlerin oluşturduğu temel kategoriler. Helen ve Roman Chudinova Silantyeva gibi bazı insanlar ise beni kızgınlık doğuracak konular işlemekle itham ediyor olabilir. Fakat Ortodoks Araplar ya da Japonlar varsa, neden Rus Müslümanlar olmasın ki? Öyle görünüyor ki ‘Rus İslamı’ fenomeni çok su kaldırak, özellikle de dün imkansız görünenin bugün sıradanlaştığı şu küresel değişim çağında… Asya’daki birçok ülkenin hızlı kalkınmasıyla ve göç oranındaki hızlı artışla bağlantılı olan modern dünyadaki gelişmelerin Rusya’nın doğusundaki yaşamda da önemli gelişmelere neden olduğu artık bariz…




Dipnotlar:

1. http://ru.wikipedia.org/wiki/Ниматуллахи [3] http://ru.wikipedia.org/wiki/Nimatullahi
2. цит. [4] op. по Ислам в современной России. on Islam in contemporary Russia. Энциклопедия. Encyclopedia. - М.: Алгоритм, 2008. - Moscow: Algorithm, 2008.
3. http://www.islam.ru/pressclub/tema/british_ultra
4. http://www.nb-info.ru/revolt/bushe1.htm

Andrei Ignatiev

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder