27 Haziran 2009 Cumartesi

Rahmetli M.Jackson abi! (Cüneyt Özdemir)

Arka cebimizde gizli bir parti beyannamesi gibi beyaz bir eldiven taşıyorduk. Keçiören gibi kenar bir semtin, Tepebaşı gibi hayli unutulmuş bir mahallesinin tepesinde kurlumuş parkta akşam üstleri çocuklar çekildikten sonra buluşup kliplerde gördüğmğüz pilli teypleri kuruyor ve ‘break dance’ yapmaya çabalıyorduk.

Uğur abi vardı.

O ve ben bıçkın ‘break-danceçılardık’. Biz birbirimize habire el ele tutuşup elektrik alıp verdikçe mahalleli etrafımıza doluşup kimi açıktan kahkahalarla gülüyor, kibar bir kısmı ise sonradan dalga geçme garantisi ile bizi seyrediyordu. Bizim ise hevesimizi söndürmeye hiçbiri yetmiyordu.

En favori hareketimiz ‘moon walk’ yani şu meşhur ‘ay yürüyüşüydü’. Hatırlar mısınız tek kanallı TRT zamanlarından Sezen Cumhur Önal’ın çikolata renkli Natkingcole ile beraber anons ettiği meşhuuuur Micheal Jackson yürüyüşünü. Hani şu öne doğru yürür gibi yapıp da kayar gibi geri geri gidilen dans ile yürüme karışımı tuhaf şeyi!

Televizyonda şahane oluyordu da Çaldağ sokaktaki parkın pürüzlü taşlarında bu işi becermek aydakinden bile daha zordu. Hele figür icabı sırt üstü dönmeye kalkmak sırtımızda yaraların oluşması demekti ki ne gam!. Olsundu... Biz yine de haftada bir televizyonda gördüğümüz figürleri kendi çapımızda Türkleştiriyor ve Micheal Jackson’ı taklit ediyorduk.

Komando berelerinin henüz militarize olmadığı yıllarda zaman zaman başmıza bereleri geçirip kafamızın üzerinde döndüğümüz bile oluyordu. Yanlış duymadınız bu saygın haberci bir zamanlar break dance’da o kadar ustalaşmıştı ki başının üzerinde bile fır fır dönebiliyordu!

Allahın sevgili kuluymuşuz ki o özenti yıllarımızı boynumuzun kırılmadan atlatabildik.

Bizim varoş sayılabilecek mahallemizin biricik yıldızıydı Micheal Jackson. En azından biz henüz Alphaville ya da Queen hayranlığına transfer olmadan önce hayallerimizin elinden tutmuş ve bize bambaşka hayal dünyalarının kapılarını aralayacak elektrik dalgasını vermişti. Ne dediğini anlamadığımız şarkı sözlerini ezber tutuyor ve ha babam de babam birbirimize elektrik dalgaları alıp veriyorduk.

Micheal Jackson bizim gibi milyonlarca çocuğun da ilham perisi, süper star abisiydi. Sadece şarkı söylüyor ve dans ediyordu ama o bile bize bambaşka hayatların dünyaların ve elbette heveslerin kapısını aralamamız için ilham veriyordu. Üstelik döneminin trend setterlarının da ağa babasıydı. Gerçi ben beyaz çorap giymekten son anda yırtmıştım ama breakdanccı Uğur abim ne yazık ki o illete de kurban gitmişti.

Yıllar içinde o nasıl kendi ten renginden ayrı düştüyse biz de onun dünyasından ve tuhaflıklarından uzaklaştık. Eğer bu dünyada ‘star kurban’ diye kavram varsa tam karşılığı o olmalı.

Star doğup star öldü.

Çocuk tacizciliği, manyak dizneylandı, tuhaf kıyafetleri,bitmeyen estetik ameliyatları ve unutulmaz dans figürleri ile hayat mı onunla dalgasını geçti o mu hayatla anlayamadık gitti! Yine de tüm bu tuhaf hareketleri bizim gülümseyerek baktığımız 80’li yıllarımızın heykeli, gönüllerimize dikilmiş imgesiydi.

O’nunla birlikte 80’ler de bir kez daha içimizde öldü gitti.

Dilini, dinini, coğrafyasını bilmediği binlerce çocuğu jan janlı, pırıltılı jaketiyle ilham verdiği için ne kadar teşekkür etsek az şimdi.

Çok iyi abimizdin sen Micheal Jackson abi!

Nur içinde yat şimdi.

Cüneyt Özdemir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder