25 Haziran 2009 Perşembe

Kızacağına, aynaya bak! (Ahmet Kekeç)

Diyeceksiniz ki, 'Senin başka işin yok mu arkadaş? Saplantılı mısın, takıntılı mısın, manyak mısın?'

Hiçbiri değilim.

Hep aynı kişiler üzerinden gitmek, yazarken belli başlı isimler etrafında dolanmak 'kabul edilebilir' bir yazarlık tutumu değil. Farkındayım.

Racona da uygun değil.

Hani, 'Büyük insanlar fikirlerle, küçük insanlar kişilerle uğraşırlar'dı ya...

Fakat, o 'belli başlı isimler' de boş durmuyor ki birader.

Bunları görmemek, yazdıklarına tanık olmamak, önermelerini ciddiye almamak için sağlam bir sinir, geniş bir mide, arsız bir muhakeme gerekiyor ki, o da bende mevcut değil.

Sanki Allah onları, sırf 'konu' olsunlar, yazılara 'malzeme' teşkil etsinler diye yaratmış.

Böylece, 'medya'nın bir kesimiyle ilgili yazacağım anlaşılmıştır... Hem, 'Bugün gazetecilere çakmamış, hayret' diyen 'gazeteciler.com'daki arkadaşların da gönlü hoş olsun. Bize de iyi kötü çorba parası çıksın.

Konu ne?

Genel yayın yönetmenimiz Mustafa Karaalioğlu, önceki gün bir yazı yazdı ve kamuoyu tarafından 'AK Parti'yi ve Fethullah Gülen'i bitirme planı' olarak bilinen Dursun Çiçek imzalı 'malum belge'nin yürürlükte olduğunu iddia etti. İddiasına kanıt olarak da, bazı büyük gazetelerin haber ve yorumlarını gösterdi.

Ses gelmez olur mu?

Ses, muhtemelen 'Birileri böyle şeyler yazsa da, kafa çıkarıp dalgamı geçsem' düşüncesiyle apartta bekleyen Hürriyet yönetmeni Ertuğrul Özkök'ten geldi.

Hakikaten de dalga geçiyordu.

Daha doğrusu, dalga geçtiğini sanıyordu.

Bana sorarsanız, kötü bir yazıydı.

Niyet zaten kötüydü.

Kötü niyetli bir yazarın 'köskötü' yazısından ne çıkacaktı ki, yaptığı ironilerin değeri ne olsun.

Mesela, 'Demek ki, Hürriyet içindeki bir 'Derin Hürriyet' bana bile çaktırmadan, bu planın 'medya ayağını' hayata geçirmiş' benzeri ifadeler, güya 'tersten çakma' girişimleri, esprili benzetmeler...

İstediğinde, ne kadar da komik olabiliyor, görüyorsunuz değil mi?

Ben de kendisine, 'esprili yazısı'ndan hareketle, bazı ciddi sorular yöneltmek istiyorum.

İster gülsün, ister okuduktan sonra minder yapsın.

İsterse kızsın...

Madem gazete olarak Dursun Çiçek gibilerin 'eylem planları'na kapalıydınız da, tarihinizdeki 'andıç ayıpları' ve manşete çektiğiniz karargah çıktıları ne oluyordu?

Madem belli merkezler tarafından güdülmüyordunuz, sırf gazetecilik refleksiyle hareket ediyordunuz da, karargah taleplerine cevap veren bunca başlık, bunca asparagas, bunca 'öne sürdü' haberi ne oluyordu?

Uzaklara gitmeye gerek yok.

Son bir yıllık yayınınız, esasında ne tür bir amaca istinat ettiğinizi ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile.

Bütün enerjinizi, 'Ergenekon iddianamesi'ni sulandırmaya harcadınız.

Başardınız da...

Ergenekon diye bir örgüt yokmuş gibi... O cinayetler işlenmemiş gibi... Yeraltından silahlar ve mühimmat çıkarılmamış gibi... Darbe planları yapılmamış gibi... Darbe günlükleri ele geçirilmemiş gibi...

İki gün öncesine kadar da, malum belgenin sahte olduğunu, Dursun Çiçek adına 'imza sahtekarlığı' yapıldığını kanıtlamaya uğraşıyordunuz.

Karaalioğlu az bile söylemiş...

Bu bile, malum planın yürürlükte olduğunu, bazı gazetelerin 'icracı' rolü üstlendiğini gösteriyor.

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder