30 Haziran 2009 Salı

Buna uyanıklık derler Çelebi! (Ahmet Kekeç)

Deniz Baykal, ortaya, kendisinin de inanmadığı bir fikir attı; darbelerin incelenebileceğini, askeri müdahalelerin tartışılabileceğini, ‘12 Eylül’den hesap sorulabileceğini’ söyledi, siyasetçi ve aydın takımı heyecanla atladı konunun üzerine.

Bunlardan biri de, DİSK’in devrimci başkanı Süleyman Çelebi.

Baykal ‘darbeler’ diyor ama, biz bir tek darbeyi anlıyoruz.

12 Eylül...

Solcu ve sosyal demokratlarımızın sevmediği tek darbe bu... 27 Mayıs ve 28 Şubat’a bayılıyorlar. Bazen 12 Mart’a da mırın kırın ediyorlar ama, darbe 9 Mart’ta gerçekleşseydi, onu da seveceklerdi. Kim sevmez ‘Cemal Madanoğlu İlhan Selçuk konsorsiyumu’nun kotaracağı ulusalcı bir darbeyi!

Baykal ‘12 Eylül yargılansın’ diyor.

Biz buradan Kenan Evren’in yargılanması gerektiğini anlıyoruz.

Darbeye karşıymış gibi bir görüntü veren Baykal, demek ki, darbenin Kenan Evren ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiş olmasına karşı...

Bir insan ‘karşı olduğu’ şeyin anayasasını savunur mu hiç?

Baykal savunuyor işte.

Bir insan ‘karşı olduğu’ şeyin kurumlarını sahiplenir mi hiç?

Baykal sahipleniyor işte.

Bu meseleyi de bu şekilde hallettikten sonra, gelelim, ‘Evet, evet... 12 Eylül darbecileri yargılanmalıdır’ diye kafa çıkaran Süleyman Çelebi’ye.

Diyor ki Çelebi, ‘Bugünkü iktidarın temelleri, 12 Eylül uygulamalarıyla atılmıştır. 1981 yılında okullara zorunlu din dersi getirildi, Türk-İslam sentezinin milli kültür olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı, Diyanet İşleri’nde 260 din görevlisinin maaşının Rabıta-ül İslam örgütünce ödenmesi onaylandı. Bütün bunlar 12 Eylül’ün neden yapıldığını ve tahribatının bütün toplumsal alanlara nasıl yayıldığını göstermek için bizce fazlasıyla yeterlidir. Gerçek bir demokrasiye ulaşmak için önümüzdeki tek seçenek, 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasıdır.’

Ne kadar ‘sorunlu’ bir açıklama, görüyorsunuz değil mi?

Diyelim ki öyledir...

Diyelim ki, 12 Eylül bugünkü iktidarın temellerini attığı için suçludur...

Peki, gerçek bir demokrasiye ulaşmak için neden sadece 12 Eylül’cülerle hesaplaşıyoruz? 12 Eylül darbecilerini yargılamalıyız da, 27 Mayıs ve 28 Şubat darbecilerini bağışlamalı mıyız?

12 Mart’çıları ne yapmalıyız?

Lahikacılara, andıççılara, e-muhtıracılara, y-muhtıracılara, z-muhtıracılara hiç dokunmamalı mıyız? Ergenekon’culardan, 367’cilerden, ‘psikolojik savaş’çılardan, belgecilerden hesap sormamalı mıyız?

Bu kadar cinayet işlendi, bu kadar bomba yakalandı, bu kadar mühimmat ele geçirildi, bu kadar darbe günlüğü ve harekat planı deşifre edildi... ‘Gerçek bir demokrasi’ arayan Süleyman Çelebi’miz nerelerdeydi?

Neden bir tek cümlesi, bir tek demeci, yalancıktan da olsa bir tek açıklaması yok?

Süleyman Çelebi bıraksın onu bunu da, ‘1 Mayıs katliamı’nı gerçekleştirenlerin yakasına yapışsın...

Kendisine bir generalin ismini vermiştim.

İz sürsün...

Daha da iyi bir iş yapmak istiyorsa, 200 sanıklı ‘1 Mayıs davası’nın neden bir türlü görülmediğini, hangi ‘gizli el’in bu soruşturmayı engellediğini araştırsın.

Davanın görülebilmesi için gerekirse işçilerini sokağa döksün.

Uyanıklık yapmasın.

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder