30 Mayıs 2009 Cumartesi

Taliban İslam'ı (Ayşe Böhürler)

Din kardeşiyiz elbette, ama "İslam'a bakışımız ve algımız birbirinden o kadar farklı ki"... Bu cümleyi bazen çok sık sarf etmek zorunda kalıyoruz. Özellikle farklı ülkelerde...

Pakistan'a İslam tüccarlarla, fıkıh alimleri ile değil, sufi dervişlerle gelmiş. Pakistan'da bugün bile Nakşibendi, Kadiriyye, Çeşdiye tarikatlarının alt kolları oldukça yaygın. Mevlana'yı yakından tanıyorlar, Mesnevi'yi, Yunus Emre'yi biliyorlar.

Pakistan tarihi içinde Ders-i Nizami medreselerinin, sufiliğin öğretildiği dini eğitim merkezleri olarak ayrı bir yeri var. Büyük din alimleri buralarda yetişmiş. Matematikten, mantığa, astronomiye, felsefeye çok geniş bir içeriğe ve müfredata sahip olan bu medreseler bugün de varlığını sürdürüyor. Ancak daha daraltılmış bir şekilde.

Şimdiki Ders-i Nizami medreseler sadece hadis, fıkıh, Kur'an gibi eski müfredatın bir parçası olan ama hepsini de kapsamayan konularda eğitim veriyor.

Bu bilgileri Ders-i Nizami medreselerinin kurucusu Mola Nizamüddin'in torunu Bari Mian'dan dinledim. Pakistan ile ilgili herkes bir taraftan Taliban İslamı'nı konuşurken, ben Pakistan'a İslam'ın yayılmasında etkili olan sufileri dinleyerek bu meseleye başka bir açıdan bakmak istedim. Nitekim insan onları dinlerken, onların da en az bizim kadar Talibanlaşma olgusuna yabancı olduğunu fark ediyor. Kendilerini samimi bir Müslüman olarak tanımlayan bir çok Pakistanlı, "Taliban'ın küçük bir azınlık olduğu ve ajandasının dini değil, siyasi olduğu" kanaatini taşıyorlar.

"Pakistan'ın 150 milyon, Taliban'ın ise 50 binden ibaret olduğunu anlatın" diyen Molla Nizmeddin'in torunu Bari Mian, halk neden Taliban'ı destekliyor sorusunu şöyle cevaplıyor: " Çünkü güç istiyorlar, birçok insan onların dini felsefesini desteklemese de siyasi olarak onlarla birlikte."

Pakistan'da 23.000 medrese var. Bunların bir çoğu Ders-i Nizami medreselerden farklı olarak 1980'den sonra, Rusya'nın Afganistan işgalinden sonra ortaya çıkmış. Bu medreselerdeki eğitim anlayışının mimarları ise Suudiler. Bu nedenle Pakistan'daki medreselerin çoğu vahhabi idrakine uygun yapılandırılmış ve buralardaki hakimiyet Pakistanlı din adamlarından ziyade Suudilerin elinde. (2004'de Lal Mescidi'ndeki ayaklanmada da hükümet arabulucu olarak Suudi yetkililerin yardımını talep etmişti.)

Bu okullarda Suudilerin dini anlayışının hakim kılınmasının bir çok sebebi var. Dedeleri İngilizler'e karşı bağımsızlık savaşı vermiş, babası Pakistan'ın kurucuları arasında yer alan Bari Mian'a göre, Pakistan'daki yaygın dini anlayış Amerika'nın taleplerine uygun bir dini kimliğe izin vermiyordu. Çünkü diyor Molla Nizameddin'in torunu, "Sufizm siyasi bir ajandaya sahip değil. Sufi, siyasetle değil, kalb ile ilgilenir. Sufilik, siyaseti değil hümanizmi öğretir. Affedici olan, bağışlayıcı olan Allah'ı, rahmeti öğretir."

1980 sonrası dönemde kurulan medreseler ise bu geleneğin dışında bir din eğitimi vererek, halkı Amerika adına savaştırmak adına resmi ya da gönüllü orduların ortaya çıkabilmesi için çok iyi bir alt yapı oluşturur.

Benazir Butto'nun yakın arkadaşı Yasemin İslam da, halkın cahilliğini sebep olarak görüyor.

"Bu ithal edilen bir İslamiyet tarzı. Pakistan her zaman Müslüman oldu, dindar Müslümanlar olduk hep, umarız Türkiye gibi modern bir ülke de olabiliriz. Talibanlaşmanın nedenlerinin başında, insanların Kuran'ı kendi dillerinde okuyamamaları geliyor. İnsanlar Urdu dilinde Kur'an okuyamıyorlar. Okur- yazar olmadıkları için Kuran'ın Urdu dilindeki mealini de okuyamıyorlar. Bu nedenle mollalar onlara ne söyler, ne şekilde yorumlarsa ona inanıyorlar. Böylece onların İslam anlayışına ve belki de yanlış bir İslam yorumuna mahkum kalıyorlar."

Pakistan'da defalarca kapatılan, muhalif yayın kuruluşlarından Geo TV 'nin yayın yönetmeni Imran Aslam ise Amerika'nın ikili oynadığını ve Taliban'a desteğinin sürdüğünü düşünüyor. " Biz Amerika'nın müttefikiyiz, Taliban'a ve El Kaide'ye karşı mücadelede ön cepheyiz. Buna rağmen Amerikan birlikleri hava saldırıları ile köyleri bombalayıp, sivilleri öldürüyor, kini artırıp Taliban'ın üye bulmasına yardımcı oluyorlar. Ayrıca işsizlik, fakirlik, iyi eğitim alamadığı için işe alınmayan insanlar sorunu var. Bu insanlar güç kazanmalarının yolunun oy vermek değil, silahlarını alarak devlete karşı durmak olduğunu düşünüyorlar. Taliban bugün ekonomi, din ve ideolojiyi kapsayan karmaşık bir olgu. Bunlar, genç insanlar, amaçları ne, ne yapmak istiyorlar, devleti ele geçirmek mi istiyorlar, pastadan bir pay mı almak istiyorlar yoksa pastaneyi mi ele geçirmek istiyorlar bilmiyorum."

Afgan cihadının içinde büyüyen ve savaşmak dışında bir şey bilmeyen bu gençlerin ne istediği önemli bir soru olarak karşımızda duruyor.

Diğer taraftan adaletsizliklere tepki duyan, ya da macera arayışlarına dini kılıflar bulan Müslüman gençler için de bu bölgeler cezbedici olabiliyor.

Resmin tamamı içinde "Taliban İslam'ı kimin işine geliyor" sorusu büyük anlam kazanıyor.

Ayşe Böhürler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder