28 Mayıs 2009 Perşembe

Feodal marksizm (Türker Alkan)

Marksizm’e göre, komünizm, tarihsel gelişmenin son aşaması olacaktı. Feodalizmden kapitalizme, ondan sonra da komünizme geçilecek ve tarih orada bitecekti! Devlet sona erecekti. Bürokrasi şimdiki gibi olmayacak, basit olayların güncel idaresine indirgenecekti. Sınıflar arasındaki temel çelişkiler ortadan kalkacağı için sıradan sorunlar kolayca ve çabucak çözülecekti. İnsanlar yetenekleri ölçüsünde katkıda bulunacak, ihtiyacı kadar alacaktı. Yöneticilik insanların boş zamanlarında hayır olsun diye yaptıkları bir iş olacaktı. Yabancılaşma sona erecek, sömürü kalmayacak, insanlar mutlu olacaktı!
Gel de komünist olma şimdi! Nitekim milyonlarca insan bu vaat edilmiş cennetin cazibesine kapılıp komünist oldu.
Ve insanlık tarihinin en büyük düş kırıklıklarından birisini yaşadık.
Kuzey Kore, bu düş kırıklığının en son ve acı örneklerinden birisi.
Ülkenin ilk komünist lideri Kim Il Sung 1994’te ölünce yerine şimdiki lider olan oğlu Kim Jong Il geçti. Feodaliteden kalma bir refleksle, marksizmle alay eder gibi!
Kuzey Kore, lidere tapınma kültürünün en canlı örneklerinden birisidir. Kim Il Sung’un başlangıçta Sovyetler Birliği ile arası iyiydi. SSCB’den aldığı ekonomik yardımın önemli bir kısmını, dünyanın en büyük heykeli olduğu söylenen kendi heykeline harcayınca aralarında tatsızlık yaşanmıştı. Kim Jong Il öylesine halktan kopuk ki, aylardır hayatta olup olmadığı tartışılıyordu.
Baba Kim zamanında da, oğul Kim zamanında da ekonomi berbattı. İnsanların açlıktan öldüğü, cesetleri ve ağaç köklerini yediği söylendi.
Hemen her şey marksizmin öngördüğünün tam tersiydi.
İnsanlara, ait oldukları sosyal sınıflara göre farklı pasaport bile verildi.
Deyim yerineyse, bir çeşit ‘anti-ütopya’ yaşandı Kuzey Kore’de.
İnsanlar açlıktan ölürken atom bombası üretmek için para harcandı.
Kim Il Jong’ın nur topu gibi bir atom bombası var artık.
Dünya şaşkın, ‘Ne yapacağız şimdi?’
K. Kore diktatörünün kafasına eser de Güney Kore’ye, Japonya’ya veya Amerika’ya ‘bebek bombaları’ gönderiverirse.
“Haydi canım, olur mu öyle şey” demeyin.
Daha önce olmadı mı?
Hem de hiç gereği yokken. Hem de demokrat ve sorumlu olduğu varsayılan bir devlet tarafından. Üstelik iki kez!

Türker Alkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder