27 Mayıs 2009 Çarşamba

Darbe romanlarının romanı (Zeki Coşkun)

27 Mayıs’ın yıldönümü.

Ne devrim olarak kutlanıyor artık, ne de bayram.

Oysa bu ilk darbe, sonuncusuna –12 Eylül 1980’e değin, resmen Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ydı.

Halka hürriyet –özgürlük, ülkeye hukuk –anayasal düzen getiren askerî operesyon “darbe” olamazdı. Tövbe hâşâ, asla ve kat’a! Öz be öz, halis muhlis “devrim”di!

Öyle ki, 1990’larda dolaşıma giren “ikinci cumhuriyet” kavramının miladı da oradadır: Kimi düşünürler, 27 Mayıs’la ülke yönetim yapısının köklü biçimde değiştiğini öne sürüyor, “özgürlükçü-halkçı” olarak niteledikleri yeni anayasayla birlikte girilen evreyi “ikinci cumhuriyet” olarak nitelendiriyorlardı.

***

Yukarıda okuduklarınız şaka, mizah falan değil, ciddi ciddi ve hayli uzun zaman dillendirilen, kabul gören tezlerdir. Doğrudan siyasal alanın ötesinde, edebiyatta –özellikle romanlarda- neredeyse eşzamanlı olarak karşımıza çıkar.

Ne zaman?

1970’lerin ilk yarısında.

Neden?

Çünkü, Türkiye toplumu ve özelde aydın-yazar takımı asıl darbeyi yemiştir 12 Mart 1971’de.

Bu “sıcak”, yeni ve asıl darbenin –12 Mart’ın- etkileri, bir öncekini –27 Mayıs’ı- kutsamayı getirmiştir.

Saptayabildiğim kadarıyla beş roman var 27 Mayıs’ı konu edinen.

Üçü Attila İlhan’a ait: Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978). Bunlar yazarın Aynanın İçindekiler adını verdiği dizinin de ilk üç yapıtı. 27 Mayıs’a gidiş sürecine odaklanan en ünlü roman, Bir Gün Tek Başına olsa gerek. Vedat Türkali’nin bu ilk romanı 1974 Milliyet, 1976 Orhan Kemal Ödülü’nü kazanmıştır. Nihayet, Samim Kocagöz de İzmir’in İçinde’yle 12 Mart ekseninden 27 Mayıs’ı romanlaştıranların başında gelir; 1973.

***

Her biri farklı düzlemlerde olsa da üç yazarın ve anılan yapıtların ortak özelliği, kesif bir DP karşıtlığını benimsemeleridir. Bu yer yer DP iktidarını doğrudan doğruya “faşizm” olarak nitelemeye kadar varıyor... Siyasal görüşleri, edebiyat ve roman anlayışları farklı olsa da üç yazarı 27 Mayıs’ı darbeden on yıl sonra romanlaştırırken birbirinin uzantısı kılan iki olgu çıkıyor karşımıza.

1- Uzak geçmiş –27 Mayıs öncesi.
2- İçinde yaşanan zaman –12 Mart.

O halde bu ortak algıyı yaratan dinamiklere bakmak gerekiyor.

“İlerici tek güç, ordu”

DP döneminin baskı, zulüm, faşizm olarak görülmesi, millici ve laisist refleksi de içinde barındırır. 27 Mayıs sonrasında dillendirilen “İkinci Kuvayı Milliye Ruhu”nun ardında DP’nin cumhuriyeti akamete, zaafa uğrattığı algısı vardır:

• Ekonomik ve siyasal planda dışa bağımlılık –emperyalistlere teslim olmak- satılmak.
• Dinin toplumsal yaşamda öne çıkmasına, “irtica”ya fırsat vermek...

Bu “toplumsal” duyarlıkların yanında, aydın-yazarın kendi konumuna ilişkin algısı, yaşadıkları da belirleyicidir. Yukarıda işaret edilen DP’ye ilişkin siyasal-kültürel eleştiri, Tanzimat’tan beri kendisini toplumsal değişimin aktörü olarak gören “aydın”ın ilk kez tümüyle iktidar-dışında kaldığını da ifade etmektedir.

Sadece bir örnek: Tanzimat’la kurulan Tercüme Odası, tek parti dönemi boyunca da sürmüştür. (Hasan Ali Yücel dönemindeki Milli Eğitim Klasikleri, bugün de dolaşımda...) DP ise o “itibar” ve himayeye son vermiş; Batıcı, modernist aydın takımı “devlet”ten dışlamıştır.

***

27 Mayıs’ın Kurucu Meclis’le, TRT, DPT gibi kurumlarla üniversiteden başlayarak aydın-bürokrat kesime itibarını iade etmesi... evet, bu kesim için darbenin “devrim” olarak algılanmasını getirmiştir.

Sadece küçük bir örnek: Fakir Baykurt, Yılanların Öcü romanının yarattığı tartışmalar sonucu 1959’da (DP döneminde) öğretmenlik görevinden alınmış, 27 Mayıs’ın hemen ardından daha üst bir göreve; ilköğretim müfettişliğine getirilmiştir.

Öte yandan, Yılanların Öcü’nden uyarlanan film, Sansür Kurulu’nca gösterime uygun bulunmamıştır. Film, MBK Başkanı Cemal Gürsel’in özel izniyle gösterime girmiştir. Baykurt, 12 Mart darbesi sonrasında TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) Genel Başkanlığı nedeniyle tutuklanmıştır!

27 Mayıs romanlarından İzmir’in İçinde’nin yazarları Samim Kocagöz de 12 Mart tutuklularındandır. Yukarıda andığım Milli Eğitim Klasikleri’ne öncülük eden isimlerden Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ve onlar gibi cumhuriyetçi-Kemalist daha birçok aydın da...

Öncesi ve sonrasındaki “acılar” aydın-yazar için 27 Mayıs’ı bir “tatlı bahar” olarak algılamaya yöneltir. İkinci Cumhuriyet, İkinci Kurtuluş Savaşı gibi kavramların yanı sıra Neo-Kemalizm de bu dönemin ürünlerindendir!

***

Bütün bu tezler en yoğun biçimiyle Attila İlhan’da karşımıza çıkar.

Bıçağın Ucu’nda darbe ekibi içinde olduğu anlaşılan Yüzbaşı Demir’den küçük bir derleme:

• “Bizde, Batıdaki biçimde ve anlamda toplumsal sınıflar yok.”

• Bu nedenle, “taa jöntürklerden beri ilerici tek güç, ordu.”

• “Ordunun bu özelliği, varlıklıların değil, daha çok yoksulların ordusu olmasından ileri geliyor. Subayların bile, çoğunun toplumsal kökü köylüdür, küçük memurdur vs.”

• “Cumhuriyet Atatürk demek, Atatürk ise ordu.”

***

Darbe romanlarının romanını yazmak gerekiyor belki de...

Zeki Coşkun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder