27 Nisan 2009 Pazartesi

Obama, Jack Bauer ve New York Times... (Ceyda Karan)

Bir insana yapılan ağır eziyetlerden 'işkence' kelimesinden kaçınarak söz edebiliyor ve olayı gerekilikler dahilinde tartışıyorsanız, '24'ün kalıbına girmişsiniz demektir. Hollywood'un Bush yönetimi politikalarını aklamak üzere hazırladığı TV dizisinden söz ediyorum. Hani, 'masum Amerikalıları kötü kalpli teröristlerden korumak için' her yolu mübah sayan ajan Jack Bauer vakasından... Sağ zihniyeti algılamak için ibretlik dizi, şimdilerde Bauer ve arkadaşlarının 'büyük fedakârlıklarını unutup onları yargılamak isteyenlerle' hesaplaşmasına dönüştü. Obama faktörü devrede!
Obama ilk 100 gününde Bush yönetiminden miras kirli çamaşırları temizlemeye girişti. Gerçi CIA'in Kaide zanlılarına yönelik geniş çaplı hukuksuz gözaltı, sistematik işkence furyası dökülüp saçılalı çok oldu. Lakin Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nin (ACLU) bilgi edinme yasasına başvurması sayesinde açıklanan Adalet Bakanlığı belgeleri, Obama için hesaplaşma fırsatı. Nihayetinde dünyaya binbir çeşit işkence, Gitmo, Ebu Garip, Bagram ile anılan bir ABD'yle liderlik etmesi zor. Gelgelelim bu temizliğin sınırları baştan çiziliyor. Obama geçen hafta 'işkenceleri icra edenlerin değil, ama fikir babaları ile emir vericilerinin kovuşturulmasına' kapı aralayıp kuyuya bir taş attı. Bu, aslında tüm CIA işkencecilerine af yolu açılması. Tabii kimileri çıkıp, 'Canım onlar emirleri uyguladı' diyebilir. Lakin 2. Dünya Savaşı sonrası ABD'nin önayak olduğu Nüremberg mahkemelerinde 'üst düzeyin verdiği emirlerin işkence yapılmasını meşrulaştıramayacağına' hükmedildiğinin acaba farkındalar mı?
Yine de Obama'nın icracılar yerine emir verenleri hedef alması manidar. Tabii sular karışınca sözcüsü aracılığıyla bu konuda 'Hakikat Komisyonu' kurulmasını 'faydasız' ilan etmek zorunda kalması da öyle... Amerikan devletinin başı olarak zor konumu düşünülünce, Obama'nın geri adımını anlamak mümkün de, insanı asıl şaşırtan kamuoyunu belirleyen ana akım medyanın tavrı.
Amerikan ana akım medyasında 'titizlikle' hazırlanan haber ve analizlerde 'işkence' kelimesine rastlamak zor. Bunun yerine 'sert taktikler', 'aşırı sorgu teknikleri', 'acımasız yöntemler' kullanılıyor. İşkence denilmek
zorunda kalınırsa da, cümleye 'kimilerinin 'işkence' olarak değerlendirdiği' ilavesi yapılıyor. Neymiş bunlar?
'Çıplak, uykusuz ve aç tutmak, yüz ya da karına tokat, tasma takmak, defalarca duvara çarpmak, hortumla su tutmak, dar yerlerde zor pozisyonda saatlerce oturtmak, geceleri zincirleyip çıplak olarak ayakta tutmak, 180 saat uykusuz bırakmak, böceklerle dolu hucreye tıkmak ve şu meşhur yüze boğulma hissi verinceye kadar su dökmek (waterboarding). İşkenceyle ne alakası var, değil mi!
Bu tanım garabeti bir yana, en ilgi çekici yazı, Irak savaşına giden süreçte kitle imha silahları yalanı ve binbir çeşit manipülasyon haberiyle rezil olmuş New York Times'taki haber analizdi. Scott Shane'in analizi, meseleyi 'işkence ve işkencenin ahlâken sorgulanmasından' uzaklaştırıp 'işkence işe yaradı mı' sorusuna odaklamakta pek mahir: 'En kılı kırk yaran hakikat komisyonunun bile CIA sorgularının ABD'yi güvenli kılmaya yetip yetmediğini belirlemekte zorlanacağı' derin tespitiyle başlıyor. Paragraflar boyu işkencelerin baş savunucusu Başkan Yardımcısı Cheney'nin ve bazı istihbaratçıların bu yöntemlerin 'binlerce Amerikalıyı kurtardığı' iddiası cool bir üslupla kanıtlanmaya çalışılıyor. Obama'nın Ulusal İstihbarat Direktörü Dennis Blair'in bile 'bu yöntemlerle yüksek değerde bilgi edinildiğini' belirttiği aktarılıyor, lakin şu sözlerini ara ki, bulasın: “Bu yöntemlerle edinilen bilgi kimi hallerde değerliydi, fakat bu bilgilerin diğer yöntemlerle de alınıp alınamayacağını bilmenin yolu yok. En temelde önemli olan bu yöntemlerin dünyada imajımıza zarar vermiş olmasıdır. Çıkarlarımıza verdiği zarar, bize sağladıkları faydaya ağır basmaktadır. Zaten ulusal güvenliğimiz için yaşamsal önem de arz etmiyorlardı.”
Analizdeki şu tespit, Obama'nın çabasına bakış açısından düşündürücü. 'Obama'nın bu yöntemlerin hem Amerikan değerlerine aykırı olduğu, hem güvenilir bilgi sağlamadığını savunduğunu' söyleyen Shane, şu yorumu yapıyor: “CIA yöntemlerinin saldırı komplolarının önlenmesinde hayati rol oynadığı gösterilebilirse, bunu ahlâken dengelemek için daha çok düzenbazlık gerekecek.”
FBI Başkanı Mueller'in bazı sözlerine atıf yapılan analizde, Mart 2002'de yakalanan, 'en üst düzey Kaidecilerden' diye anılan ve tam 83 kez waterboarding'e maruz kalan Ebu Zübeyde için FBI'ın 'aslında alt düzeyde bir Kaideci' yahut 'sertifikalı bir kaçık' görüşü ise anmaya değer bulunmuyor. Ha keza, Shane, bir ayda tam 183 (günde altı) kez waterboarding'e maruz kalmış Halit Şeyh Muhammed'i 'üst düzeyde bilgi sağlanan, kendini adamış, usta komplocu' diye anıyor. Ne hikmetse, dünyadaki her terör eylemi ve planını üstlenip, Panama Kanalı'nı uçurmak gibi fantastik planlarını ifşa ederek 'süper terörist' lakabını kazanan Muhammed'in “Yanlış ifade verdim” sözleri mühim bulunmuyor. Muhammed'in ifadesindeki bazı suçların önceden hiç bilinmemesi ya da çoğu suçun hiç işlenmemiş olması kuşku yaratmıyor. Son olarak, bu ikiliye, Irak savaşına gerekçe oluştursun diye Saddam-Kaide bağlantısı için işkence edilmiş olunmasını ekleyelim.
Umarız, diğer uluslara karanlık tarihleriyle yüzleşmeleri gerektiğini söyleyen Obama, Amerika'yı yakın geçmişinin işkenceleriyle yüzleştirmeyi başaracak!

Ceyda Karan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder