30 Mart 2009 Pazartesi

'Sonuç ne olursa olsun, yeter ki...' diyebiliyor musunuz?(Ekrem Dumanlı)

Bu yazı seçim sonuçlarının belli olduğu saatlerde yazılabilirdi. Öyle olmadı. Oysa işin rengi gecenin geç saatlerine kalmadan belli oluyor ve sandıktan çıkan sonuçlara göre herkes bir şeyler söylüyor. Tabii söylemek de gerekiyor.

Biz de çok şey söyleyeceğiz sonuçlara bakarak. Lakin 'Sonuç ne olursa olsun; yeter ki demokrasinin kıymeti bilinsin' demeye her zamandan daha çok muhtaç olduğumuz ortada. Tecrübeyle sabit ki bazı kişi(ler) sonuç ne olursa olsun hır gür çıkarmayı kafaya koyuyor zaten. 'AK Parti yüzde 50'nin üzerine çıkarsa diktatörlük olur' diyen zihniyet de 'Yüzde 47'nin altına düşerse erken seçime gitmek gerekir' diyenler de aynı. Demokrasiyi içine sindiremeyenler için sandıktan çıkan sonucun hiçbir önemi yok. Nasıl olsa 'halk cahil, seçmesini bilmez' denebiliyor, nasıl olsa 'çobanla manken eşit olabilir mi ki herkes bir oy verme hakkına sahip olsun' denebiliyor.

Daha açık söyleyeyim: Sonuç ne çıkarsa çıksın ülkenin huzurunu bozmayı âdet haline getirmiş birileri polemik konuları devşirecek; o uyduruk demagoji tutarsa yeni bir rejim krizine yol açmak için elinden geleni ardına koymayacak. Bilmem kaç kuşaktır hayatı bu ülkenin çocuklarına zehir eden zihniyete bu nedenle sonuçlar belli olmadan seslenmek istiyorum. Müsaadenizle.

Seçim zaferleri de gelip geçicidir, sandık hezimetleri de. Vatandaş kimi zaman zirveye taşır bazı partileri kimi zaman da alaşağı eder. Bu iradeye saygı duymayan, demokrasi dışında bir rejim arzuluyor demektir. 'Demokrasilerde sandık her şey değildir' lafı, altında faşizan eğilimler yatan tehlikeli bir söylemdir. Tabii ki sandık her şey değildir; ama ilk şeydir ve olmazsa olmaz olan da odur. 'Kurumlar kuruluşların da önemi vardır' diyenler bir tür imtiyazlı sınıf yönetimini kastetmiyorsa, halkın iradesine karşı çıkar kavgası veriyor demektir. Unutmamak gerekiyor ki halk iradesi bir bakıma 'ortak akıl' hatta çoğu kez 'ortak deha'yı işaretler. 'Halk iradesi de neymiş canım! Bazı faşist yönetimler de halk iradesiyle gelmişti' diyenler çamura yatıyor; zira faşizmin paletler altında ezilip gitmesi sadece askerî bir yenilgi değil, zihni bir bozgundu ve bu saatten sonra hiçbir toplum demokrasiden geriye adım atacak değildir...

Her neyse... 'Kavgadan dönenin kalemi kırılsın' da diyebilirim; laf mı kalmadı lüzumsuz vıdı vıdıları boşluğa itecek! Endişem o değil. İnsanlar yoruldu, ülke gereksiz zaman kayıplarına uğradı. Semboller kavgası insanları canından bezdirdi. Ne var ki bazılarının umurunda değil yaşananlar. Onlar ısrarla hır gür çıkarmak istiyor. Yenilgiye doymuyorlar, anti demokratik gelişmelerden medet umuyorlar.

Maalesef bu ülkenin medyası demokrasiyi içine sindiremeyenlerin en başında yer alıyor. Cuntacılıktan medet uman gazeteciler var hâlâ. Darbecilerle işbirliği yapanlar var hâlâ. Cuntacıların yargılanmasını içine sindiremeyen ve onların yargı karşısında hesap vermesini bulandırmak, sulandırmak için havada elli takla atmayı gazetecilik sananlar var hâlâ... Gece yarısı muhtıra yayınlanır; ona çanak tutulur bu ülkede. 367 diye hukuk ve demokrasi tarihimizin en büyük palavrası uydurulur, buna bile destek verir medya. Akıl almaz iddialarla parti kapatma davaları açılır; 'yargıya güvenin' nutukları atar bizim Bab-ı Ali komitacıları...

Yeter! Lütfen şunu anlayın artık: Seçimleri partiler kazanmaz; ya da partiler kaybetmez. Her seçimin mutlak galibi demokrasidir! O iradeye saygı duyan vezir olur; o iradeyi aşağılamaya devam eden de rezil. Bunu anlamayan, çağ dışı kalmıştır... Söylemeden geçemeyeceğim: Siyasallaşma konusunda hiç de olumlu sinyal veremeyen bazı yargı mensuplarının yeni bir demokrasi ayıbına imza atması hem kendilerine büyük zarar verir; hem ülkeye. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya'yı kışkırtmak için kaleminden kin damlayanlar gözden kaçmıyor. Aynı tuzağa düşmemek şart. Çünkü ne medya, ne yargı, ne de devletin kurumları halkın iradesini yok sayacak bir anlayışla yeni ufuklara kanatlanamaz...

Ekrem Dumanlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder