28 Mart 2009 Cumartesi

Muhsin Yazıcıoğlu (Balçiçek Pamir)

İLK karşılaşmamız biraz gergin geçmişti. Biraz gençlik, biraz önyargı, yetiştiğim "katı sol görüşlü aile", ne derseniz deyin. Muhsin Yazıcıoğlu ile o ilk yemekte hiç anlaşamamıştık. Gecenin sonuna
doğru kalabalık dağılırken, ilginç ve hoşsohbet bir adam olduğunu kendi kendime bile itiraf etmeye çekinmiştim. "Beni anlamaya çalışmıyorsunuz" demişti ayrılırken, "Ben bir kuşağı temsil ediyorum, bir dönemin mağduru, bir dönemin mazlumuyum."
"Ya susturacağız, ya kan kusturacağız". Bu slogan sizin değil miydi peki?
"Hep aynı tavır" diyerek başını salladı. "Türk aydınları nedense bizim geçmişle hesaplaşmamıza, zamanı gelince bundan pişmanım dememize bile izin vermiyorlar. Ama o gün de gelecek."
11 yıl oldu "Merhaba" deyip elini sıkalı. O gün bugündür sıkça görüştüğüm liderler arasında yer aldı. Kötü gün dostuydu. Babamı kaybettim, yanımdaydı, işten atıldım, karşımda yaşadığı nice traji-komik olayları anlatan bir Yazıcıoğlu vardı. İkizlerim oldu, yine telefonun diğer uçundaydı. "Hanım da yanımda, seni kutluyoruz. Şimdi aile oldunuz. Ne güzel." diyordu, "Bak bir de senin ikizler için şiir yazdım." Şaka gibi geliyor değil mi?
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu telefonda bebeklerim için yazdığı şiiri okuyordu ve ben, lohusa Balçiçek , hattın diğer ucunda, ağlıyordum. O şiiri bir türlü alamadım. "Bir ara yazar veririm" dedi, yine olmadı.
Geçirdiği her kazadan sonra aynı cümleyi sarf ediyordu.
"Alın yazısı bu. Bir yazılırsa, ne olursa olsun, engel olamazsın!"
Kendisi için korkmuyordu ama eşinin geçirdiği kaza moralini bozmuştu. Her ne kadar Gülefer Hanım'ı "Kaza bu canım, herkesin başına gelebilir" diye ikna etmeye çalışsa da, 8 gün sonra bu sefer kendisi başka bir kaza geçirince ailesini inandırmakta bu sefer zorlanmıştı. Birkaç kez, "Bildiğiniz bir şey varsa bu olaylar hakkında, açıklayın, haber yapalım" önerimi geri çevirdi. "Kaza bunlar, başka bir şey değil!"
Dün helikopterinin düştüğünü ve hâlâ haber alınamadığını duyunca olduğum yere çöktüm. Hani bazen kelimeler yetersiz kalır ya... Öyle bir üzüntü kaplar içinizi.
Çok değil 10 gün önce bir kahvaltıda beraberdik. Tansu Çiller'in bir gafını kahkahalarla anlatıyordu. Bir gün Çiller Yazıcıoğ-lu'na gelip demiş ki "Muhsin Bey sen hapis yatmışsın, çok ilginç, kimbilir neler yaşa-mışsındır".
Çok değil, üç gün önce ise telefonun diğer uçundaydı. Yerel seçimleri ne kadar önemsediğini, canla başla çalıştığını, mitingleri anlatıyordu, tabii bir de devletin kendilerine destek olmadığını, her şeyi kendi imkanlarıyla yaptığını.
Aslında biliyorum yaşanan zorlukları. Sadece BBP için değil bütün partiler için seçim döneminin nasıl sancılı geçtiğini, koruma teröründen kaynaklanan otomobil kazalarını, otobüsün üzerinde hayatını kaybeden gazetecileri, kötü hava koşullarına rağmen yapılan anlamsız cengaverlikleri biliyorum, yaşadım. Ama anlayamıyorum. Bir parti liderini taşıyan helikopterin enkazına nasıl ulaşılamaz? "Nasıl, nasıl, nasıl?"
Bu yazıyı yazarken, gözüm ekranda. Habertürk'te "Kazanın üzerinden 23 saat geçti kazazedelerden umut kesiliyor" diye altyazı geçiyor.
Bütün yazıda Muhsin Yazıcıoğlu'nu anlatırken di-li geçmiş kullanmama rağmen, bu yazı umut olsun diyorum. Ona ve bera-berindekilere.
Allah ailelerine sabır versin.
İyi düşünmeye çalışıyorum ama yardım çağrısı yapan meslektaşım, İsmail Güneş'in sözleri kulağımdan gitmiyor.
"Burası çok soğuk."

NE ÖĞRENDİM?

Sözün anlatamadığını yaşam anlatır. Hakikati öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.

Balçiçek Pamir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder