24 Şubat 2009 Salı

Ne diye memnun olmayalım ki?(Ahmet Hakan)

BİR Madem büyük şair İsmet Özel, "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır" demiş... O halde Aydın Doğan'ın muhafazakár gazetecilerin dünyasına "fasıl müziği" vesilesiyle de olsa kulak kesilmesinden ne diye memnun olmayalım ki?

İKİ Ahmet Kaya'nın mezarının Türkiye getirilmesi diye bir talep yok... Fakat yine de Başbakan Erdoğan'ın, "Ahmet Kaya'nın mezarının Türkiye'ye getirilmesi" meselesini açmasından ve Ahmet Kaya ile ilgili güzel sözler söylemesinden ne diye memnun olmayalım ki?

ÜÇ Nihal Bengisu Karaca, Zaman Gazetesi'nin en iyi yazarlarındandı... Onu okurken başındaki türbanı görmüyorduk... Yani "türbanlı yazar" kategorisine sıkışıp kalacak türden bir yazar değildi Nihal... Habertürk'e transfer olmuş... İki dünya arasındaki geçişkenliğin kapısı bir kez daha aralandı... Ne diye memnun olmayalım ki?

DÖRT Hızlı trene "Yıldırım" adı verilecekmiş... Fakat Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Soyadını trene vermiş derler... Yanlış olur..." diye itiraz etmiş... Görgüsüzlüğün alıp başını gittiği bir dönemde küçük de olsa ortaya konan bir incelikten ne diye memnun olmayalım ki?

BEŞ Başbakan Erdoğan'ın uçağında kendine yer bulmayı çoktan hak etmiş Emre Aköz'ün, hakkını aldığını fark ettik... Fakat durun bir dakika! Başbakan'la çektirdiği fotoğrafta Emre'nin yüzüne yerleşen hafif mahcubiyet ifadesini görmek... Memnuniyet verici değil mi?

ALTI Eski Cumhurbaşkanı'ndan "bir adam" diye söz eden "en Avrupai Bakanımız"a ayar verme görevini İstanbul'da bir balıkçı yurttaşımızın üstlenmiş olmasından ne diye memnuniyet duymayalım ki?

Delikanlı Yıldız

SEN ne delikanlı bir kızmışsın be Yıldız... Haddini bilmeze ne de güzel had bildirdin...

Zerre kadar eğilmek yok...

Zırnık kadar yavşama yok...

Dirhem kadar uzlaşmak yok...

Bravo... Gerçekten bravo...

Ezdirmedin kendini...

Ne ezdirmesi yahu?

Vaktiyle yaptığı iyilikleri başa kakmak suretiyle delikanlılıktan zerre kadar nasip almadığını cümle áleme ilan eden adama öyle bir delikanlılık dersi verdin ki, bu kadar olur...

Pes vallahi...

"Çakma imparator"un plastik tahtını devirdin...

Kendinden güçsüz gördüğünü ezmeye kalkan bir karakteri deşifre ettin...

"One minute" yaptın...

Helal olsun sana...

Vallahi helal olsun...

Mimarın ölümü

MİMAR Turgut Cansever'i kaybettik...

Şehirlerimizin biraz da "eski mücahitler" tarafından talan edildiği bir dönemde göç etti öteki dünyaya...

Güzel insanlardandı... İyi bir entelektüeldi... Kibar bir mümindi...

Sezai Karakoç'un "Balkon" şiirinin son iki dizesinde anlattığı türden bir mimardı...

Mimar Sinan'ın eserlerindeki ruhla bir akrabalık kurmaya çalışır, bunu başarırdı...

"Dünyaya en büyük müdahale yapılarla olduğuna göre mimarların görevi dünyayı güzelleştirmektir" derdi...

Talan mantığının dindar müteahhitler için de geçer akçe olduğu bir dönemde...

Turgut Cansever'in temsil ettiği estetiğin, edebin, faziletin de kadri kıymeti bilinmedi...

Ne diyelim?

Allah rahmet etsin...

Seçmene tehdit söker mi?

VAKTİYLE Turgut Özal, "Eli kolu bağlı belediye başkanı istemiyorsanız oylarınızı ANAP'a verin" demişti de kıyamet kopmuştu...

O seçimde vatandaşımız, oyunu inadına "eli kolu bağlı belediye başkanı"na yağdırmıştı...

Ve bugün...

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in "Hükümetle zıtlaşan belediye iş yapamaz" açıklaması, "eli kolu bağlı belediye" olayını anımsattı bana...

Madem Şahin, "ayıp olur" falan demeye gerek duymuyor...

Hiç değilse...

Özal döneminde yaşananlara şöyle bir bakıp, bu türden tehditlerin seçmende ters etki yapabileceğini görseydi.

Ahmet Hakan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder