24 Şubat 2009 Salı

CHP'yi uzlaşmaya razı etmek(Mümtaz'Er Türköne)

Başbakan'ın kendi ifadesiyle AK Parti, nisanda anayasayı yeniden gündeme getirmeyi planlıyor.

Umut var mı? Türkiye, mahallî seçimlerin hemen akabinde yeni bir anayasa yapmaya girişebilir mi? Sorunun cevabı sadece CHP'ye bağlı. AK Parti CHP'nin koyduğu bu sınırda duruyor. Cemil Çiçek, anayasanın uzlaşma ile çıkması gerektiğini, CHP ile uzlaşma olmaz ise anayasanın değiştirilemeyeceğini söylüyor. CHP sözcülerinden Hakkı Suha Okay da, dokunulmazlıkların kaldırılması dışında, anayasa değişikliğine karşı olduklarını açıklıyor.

O zaman tek çare, CHP'yi anayasal uzlaşmaya razı etmek. Peki CHP nasıl razı olur? İlk olarak CHP'nin rezervini anlamalıyız. 1982 Anayasası'na karşı olan ve alternatif bir anayasa taslağına sahip olanlar arasında CHP de var. CHP'nin anayasa değişikliğine karşı çıkması ilkelerine değil fiilî bir gerekçeye dayanıyor. AB sürecinde yapılan anayasa reformları ile devlet içi iktidar dengeleri esaslı biçimde değişti. Yeni anayasa yapmak demek, devlet iktidarının demokratikleşmesi kanalıyla, kalan mevzilerin de sağ iktidarlara teslim edilmesi demek. CHP'nin Ergenekon soruşturmasına muhalefeti de, büyük ölçüde bu davanın yol açtığı denge kaybıyla ilgili. O zaman CHP'nin rezervi nasıl kaldırılır? Devlet içindeki iktidar alanını CHP'nin artık savunamayacağı biçimde fiilen dönüştürerek. Ergenekon soruşturması, bu işi tek başına zaten yapıyor. Türkiye'nin dış politika aksının değişmesi ve devlet içindeki askerî iktidar alanının gerekçelerinden biri olan PKK sorununun çözümü ile bu iktidar alanı daha da küçülecek. PKK sorununun çözümü ise Kürt sorununun çözümüne bağlı. Türkiye'de bastığı zemini bile kemirmeye başlayan sürdürülemez bir devlet iktidarı alanı var. Bu alan zaten çöküş halinde.

İlke düzeyinde izlenecek yol ise, CHP'yi anayasa yapım sürecine dahil etmek. Aslında sadece CHP'yi değil, müzakereci demokrasi teknikleri ile mümkün olan en geniş ölçekte ilgili bütün tarafları bu sürece, akılcı müzakere yönetimleri ile dahil etmek gerekir. Anayasalar çoğunluğun tercihini değil, azınlığın haklarını garanti altına almak zorunda. Bu yüzden de genel bir uzlaşıya konu olmalı. Bu noktada AK Parti'nin 2008 yılı içinde harcadığı fırsattan gerekli dersleri çıkartması lâzım. "Anayasayı değiştirecek çoğunluğumuz var" yaklaşımını kastediyorum. Başbakan'ın nisan için vurguladığı "genel bir uzlaşı" arayışı gerekli dersin çıkartıldığına işaret. İkincisi izlenecek yöntemle ilgili.

AK Parti, kamuoyunun önüne bir anayasa taslağı ile çıktı. Taslak mükemmeldi. Alternatifli maddelerle kaleme alınmıştı, yani siyasetçiye seçme hakkı bırakıyordu. Ama somut kurallardan meydana gelen bir anayasa metni idi. Toplumun önüne bir taslakla çıkmak, AK Parti'nin düşmemesi gereken çok esaslı bir hata idi.

AK Parti bir anayasa metni yerine, birkaç maddede formüle edilecek genel ilkeler ile yola çıkmalı ve sadece bu genel ilkeleri tartışmaya açmalıydı. Mesela "yargı birliği sağlanacaktır" ilkesi, Anayasa'nın neredeyse 20-25 maddesini belirleyecek bir ilke. Yargıç teminatı ve adil yargılama hakkını da içerecek bu ilke ışığında askerî yargıdan başlayarak, idarî yargıyı ve anayasal yargıyı evrensel demokrasi ve hukuk standartlarına kavuşturmak mümkün olacak. İlkeler düzeyinde yürütülecek bir tartışma bütün toplum kesimlerinin, dolayısıyla bahaneler arayan CHP'nin de uzlaşmaya dahil olmasıyla sonuçlanabilir.

CHP'yi razı etmenin pratik yolu ise, yeni anayasa ihtiyacını mahallî seçim tartışmalarının tam merkezine yerleştirmek. Güçler dengesiz olduğu için seçim çok sönük geçiyor. Ortalığı ısıtacak bir anayasa tartışması CHP'yi yeni anayasaya angaje olmak zorunda bırakabilir. CHP, neden yeni anayasaya karşı çıktığını izah etmeye bir girişsin, parti rekabeti içinde halk CHP'yi demokratik çizgiye kolaylıkla çekecektir. Yeni anayasayı nisan ayında değil, şimdi, mahallî seçimlerin en önemli gündemi olarak tartışmayı öneriyorum. Herkes eteğindeki taşı döksün ve oy istediği vatandaşa bir anayasa sözü versin.

Mümtaz'Er Türköne

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder