27 Şubat 2009 Cuma

Bu kıyağımı unutmasınlar (Ahmet Kekeç)

Sıkıntılarını anlıyoruz... Hırçınlıklarını da anlıyoruz... Maliye Bakanlığı bürokratları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin (belki de) en yüksek ‘vergi cezası’nı kesmiş. Kolay değil...

Bir medya grubunun üstesinden gelemeyeceği ağırlıkta bir ceza bu...

Kıvranıp duruyorlar...

Hem anlıyoruz, hem üzülüyoruz.

Bugüne kadar hileyle, muvazaayla, hükümetlere baskı yaparak işlerini yürütüyorlardı...

Bundan sonra faaliyetlerini ‘açık kanallara’ dökecekler.

Küçük kurnazlıklar yaparak kendilerini ‘vergi kaçakçısı’ durumuna düşürmeyecekler.

Eskiden RTÜK Yasası’nı hiçe sayarlardı.

Hiçbir hükümet, bu aleni ‘yasa tanımazlığın’ üzerine gitmezdi.

Gidemezdi...

Dağıtım tekeli kurmuşlardı...

Bir tür ‘medya karteli’ oluşturmuşlardı.

Kimse bunun hesabını sormazdı.

Soramazdı...

Tekel yasaları da hiçbir zaman caydırıcı olmazdı.

Şimdi, (herhalde) bu alışkanlığın verdiği şımarıklıkla, Maliye’nin kestiği cezayı eleştiriyorlar.

Eleştirmekle kalsalar iyi...

Menderes’in akıbetini hatırlatarak, ‘aba altından sopa’ gösteriyorlar.

Menderes de medyayla dalaşıyormuş, işte sonu ne olmuş?

Ne olmuş?

Ne yani, kendisini ‘vergi kaçakçısı’ durumuna düşüren medya patronunu kurtarmak için, ‘iyi saatte olsunlar’a yeni bir darbe mi sipariş edelim?

Medyayla dalaşanların akıbetini dosta düşmana bir kez daha göstermek için, bu ülkenin seçimle gelmiş Başbakanını darağacına mı gönderelim?

Ne yapalım yani?

Tamam, canları yanıyor...

Tamam, burunlarından soluyorlar.

Tamam, şefkat ve anlayış bekliyorlar.

Tamam, ortada bu kadar mevkute bu kadar televizyon, ‘işsizlik’ tehlikesiyle karşı karşıya kalacak bu kadar gazeteci var...

Tamam, bu grubun çökmesi hiç kimsenin, hiçbirimizin hayrına olmayacak...

İyi de, kesilen cezayla baş etmenin yolu tehdit ve gözdağı mıdır?

Bir de, cüretkar bir pişkinlikle, bu cezanın, ‘basın özgürlüğüne yönelmiş bir darbe’ olduğunu söylüyorlar...

Basın özgürlüğü, iftira atma ve yalan söyleme özgürlüğü müdür?

Devlet ihalelerini kapmak için hükümetlere baskı yapma özgürlüğü müdür?

İmar izni kovalama özgürlüğü müdür?

Darbeleri, muhtıraları, andıçları, ‘antidemokratik kalkışmaları’ destekleme özgürlüğü müdür?

Meşru hükümetlere savaş açma özgürlüğü müdür?

Ne diyordu, vergi cezasıyla karşı karşıya bırakılan medya patronu? ‘1997 yılında ordunun baskısı sonucu istifaya zorlanan İslamcı koalisyon hükümetine karşı benim medya organlarım savaş verdi.’

Bu mudur yani?

Evet, anlıyoruz.

Evet, üzülüyoruz.

Evet, bir an önce bu durumdan kurtulmalarını istiyoruz.

Dilerim, karşı karşıya kaldıkları bu durumu fırsata çevirir, etraflı bir muhasebe yaparlar.

Benim naçizane tavsiyem şu olabilir:

Mağdur konumda olan medya patronu yanlış adamlarla oynuyor.

Kavgasını, piyasada hiçbir prestiji, hiçbir değeri olmayan yazar ve yöneticilerle veriyor. En cahil, en küfürbaz, en ‘nato kafa nato mermer’ adamlar bu grupta çalışıyor.

Merkez medyanın en büyüğü olma iddiasındaki gazeteler, bu adamların elinde giderek marjinalleşiyor ve değer kaybediyor.

Benden hatırlatması.

Bu kıyağımı da unutmasınlar...

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder