31 Ocak 2009 Cumartesi

Excuse me... One minute... (İsmet Berkan)

Ekranın solundan bir el uzanıyor, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın omzuna dokunuyor.
Başbakan ya eli fark etmiyor ya da görmezden geliyor kısa bir süre. Ama el ısrarlı, dürtmeye, Başbakan’ın dikkatini çekmeye çalışıyor, bir yandan da o elin sahibi mikrofondan konuşuyor, yemeğe gidileceğinden, tartışmayı yeniden başlatmamaktan falan söz ediyor.
Başbakan sinirleniyor, İngilizce olarak ‘Excuse me...’ diyor önce, belki bu bağlamda ‘Tamam ama’ diye çevirebiliriz, sonra ekliyor ‘One minute...’ Yani ‘Bir dakika...’ Tekrar ediyor: ‘One minute...’ Bu arada omzundaki eli de uzaklaştırmaya çalışıyor. Sonra son kez ama epey sinirli biçimde ‘One minute’ diyor, bu arada kendisini uyarmaya çalışan ele karşı sert bir hareket de yapıyor, isabet kaydedip etmediğini göremiyoruz TV’den.
Gerisini bilmeyen yok. Başbakan çok sert sözler söylüyor, oturumdan ayrılıyor. Haklı mı? Haklı, hem de sonuna kadar haklı. İsrail Cumhurbaşkanı, hiç de yenir yutulur şeyler söylememiş. Türkiye’nin Başbakanı’na da bu sözlere cevap verme olanağı tanınmıyor.
Eğer meseleye buradan bakıyorsanız, Başbakan haklı. Oturumu terk ederek az
bile yapıyor hatta.
***
Ama neden meseleye böyle bakalım.
Bence hata şudur: Bir devasa sorunun, son dönemde soruna taraf olmuş iki ülkenin yöneticisinin birden katıldığı ve televizyondan da naklen yayımlanan bir panelde
tartışılması son derece yanlış.
Diplomasinin, her türlü siyasi pazarlığın halkın önünde değil kapalı kapılar ardında ve serbest zaman kullanımıyla yapılmasının haklı bir sebebi var. Böylece taraflar pazarlığın veya müzakerenin her aşamasında tribünlere oynamaktan kurtuluyorlar, rahatça, diledikleri gibi konuşabiliyorlar.
Oysa Davos’taki panel tribünlerin önündeydi. Ne Şimon Peres’in ne de Recep Tayyip Erdoğan’ın başka türlü davranması mümkündü. İkisi de siyasetçi, ikisi de halklarından oy istiyor, iki ülke halkı için de Gazze konusu büyük duygusal dalgalanmalar yaratan konular.
Öyle olunca da, ‘Ben ülkemi temsil ediyorum, ülkemin izzetini, onurunu savunuyorum’ cümlesi her iki tarafça da rahatlıkla söylenebilir hale geliyor.
***
Geliyor ama dikkat edin, TV naklen yayında karşı karşıya tartışma imkânı ortadan kalkar kalkmaz iki siyasetçi hem kendi hem de ülkelerinin onurunu kurtaracak, yani kuyruğu dik tutmalarını sağlayacak bir uzlaşma yolu bulmayı başardı. Hem de yumruk yumruğa gelmenin eşiğinden döndükten çok ama çok kısa bir süre sonra!
Başbakanımız önce kapıyı araladı, ‘Benim sözlerim İsrail halkına karşı değil’ dedi,
‘Ben oturumu yöneten kişiden şikâyetçiyim, bana yeterli süre verilmedi.’
Bu sözleri odasında TV’de izleyen Şimon Peres hemen mesajı aldı, telefona sarıldı, ‘Ben de çok üzgünüm, bu olayın iki ülke ilişkilerini etkilemesine izin vermeyelim’ dedi.
Böylece görüntü kurtarıldı, arada dayağı The Washington Post’un saygın dış politika yazarı David Ignatius oturum yöneticisi olarak ve ekrana soldan giren elin sahibi olarak yemiş oldu. Herhalde o da bundan ders çıkardı ve bir daha böyle oturumlar yönetmemeye karar verdi.
Bu heyecanlı geceden sonra Başbakan ‘Benim için Davos bitmiştir’ diyordu. Başbakan bir daha Davos’a gider mi gitmez mi bilmiyorum ama galiba Ignatius için Davos gerçekten bitti.

İsmet Berkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder