27 Aralık 2008 Cumartesi

İtibar ve uzun ömür miyarı (Fehmi Koru)

Bu mesleğe ilk atıldığım günden beri çözemediğim bir muamma nice yıldan sonra bugün de geçerlidir: "Gazeteciler neden yalan habere imza atar?" Gazetelerin kendilerine özel sebeplerle yalan veya çarpıtılmış habere yer verebileceklerini anlarım da, 'gazeteci' olarak ayakta kalmak isteyen birinin imzasını bu tezgâha ödünç vermesini anlayamam...

Tabii yalan ve çarpıtılmış haberden medet uman gazete yöneticisini de anlamakta zorlanırım...

Son zamanlarda 'yalan' kategorisine giren haberler artmaya başladı. Bunlardan sonuncusu, bir zamanlar 'Şok' adıyla çıkan ve akla sığmaz olağanüstü olayları manşetine taşıyan türden 'post-modern' gazetelere yakışacak bir haberdi. Gazete, ilk seçimde seçmen sayısının altı milyon artmasından hareketle hoş bir manşet yapmıştı; habere göre on seçmenin oturduğu varsayılan adres kümes çıkmış... Gazete, 'altısı tavuk, dördü horoz' diye ayrıntıladığı haberi o kadar sayıda kümes hayvanı fotoğrafıyla da süslemişti. En ortaya da muhabirin kocaman fotoğraflı imzasını ekleyerek...

Ertesi gün Zaman gazetesi ev sakinleriyle görüşerek yazdı da öğrendik: Meğer kümes diye sunulan o adreste dört katlı kocaman bir apartman varmış...

Böylesine büyük bir mahçupluk yaşatacak sözde-habere itibar edilmesini, fotoğraflı imza verilmesini, şu yaşıma geldim, anlamakta hâlâ zorlanırım...

Bir köşe yazarı da, Suriye'de bulunduğu geçen hafta birlikte olduğu meslektaş grubunu yemekte ağırlayan Şam Büyükelçisi'nin makam odasında Atatürk fotoğrafı bulunmadığını, konuyu dikkatine sunduğu Büyükelçi Halit Çelik'in de kendisini terslediğini yazdı. Atatürk fotoğrafı yokmuş, ama Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın imzalı portreleri varmış...

Onun bu yazısı başka köşelere de sıçrayan bir habere dönüştü...

Yıllardır gezerim, daha giriş holünden kocaman bir Atatürk fotoğrafı tarafından karşılanmadığım tek bir Türkiye temsilciliği görmedim. Varsa bile geçicidir ve yokluğun mâkul bir sebebi mutlaka bulunur. Geçenlerde Los Angeles Times'ta çıkan Mısırlı bir bayan gazetecinin Türkiye izleniminde üzeri sürekli çizildiği üzere, özellikle Arap ülkelerinde göze batıyor olsa da, uygulama her yerde devam etmektedir.

Az bir çabayla konuya dair elde ettiğim bilgi şu: Büyükelçi Çelik, yazı sahibinin de içinde bulunduğu grup onuruna yemeği, büyükelçilik binasında değil ikametgâhında vermiş... Rezidansta da Atatürk portresi varmış elbette, ama büyükelçinin çalışma odasında...

Bana bu bilgiyi ulaştıran Türk işadamı, Halit Çelik'in Suriye basınına verdiği röportajlarda kulanılan fotoğrafından örnekler de gönderdi; büyükelçi hepsi için özellikle Atatürk portresi önünde poz vermiş...

Nitekim büyütme niyetiyle konuyu kendi sütununa taşıyan köşe yazarı, bir ortak dostundan, "Büyükelçi de senin benim kadar Atatürkçü" uyarısını almış olmalı ki, ertesi gün sert bir dönüş yaptı.

Kaç gündür bu konu "Dışişleri Bakanlığı da gericilerin eline geçti" banallığı içerisinde tartışılıp duruyor.

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan'ın çalışma mekânlarında Atatürk tablolarından geçilmiyor oysa; kendisi hassasiyetlere riyate eden biri, memurlarından farklı bir davranış mı bekler?

Uzun yılların deneyiminin sonucunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Haberinin çarpıtılmasına izin veren muhabir de, gördüklerini çarpıtarak yazan köşe yazarları da uzun ömürlü ve itibarlı olamıyor bu meslekte; ya itibar kalmıyor, ya da imzalarını kullanacak gazete...

Fehmi Koru

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder