30 Aralık 2008 Salı

Hürriyet gazetesi kamusal alan mı? (Ahmet Kekeç)

Binnaz Toprak ve sosyal bilimlere meraklı üç gazeteci arkadaşımızın gerçekleştirdiği ‘Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirme’ araştırmasının yankıları sürüyor.

Buradaki ‘yankıları sürüyor’ ifadesini fazla ciddiye almayın.

Bir şeyin sürdüğü yok...

Sadece, Aydın Doğan’ın dükkanını mesken tutmuş kadrolu Deniz Baykal hayranlarının çekip sündürdüğü bir konu bu.

Hiçbir ciddiyeti yok...

Bir sosyal araştırmadan beklenebilecek ‘sonuç’ hiç yok.

Kısaca özetlemek gerekirse, araştırmacılarımız, Anadolu’nun değişik kentlerine dağılıp, kendilerine ‘Atatürkçü’ ve ‘laikçi’ diyen birtakım insanlarla konuşmuşlar, onların ağzından ‘ne berbat ve baskıcı bir hayat yaşadıklarını’ saptamışlar, bunları da ‘araştırma sonucu’ diye dercetmişler.

Bu kadarla kalsa iyi...

Bu ‘berbat ve baskıcı hayatı’, siyasi iktidarla ilişkilendirmişler.

Muhafazakarlık, yeni ve güncel bir sorunmuş gibi...

Taşra muhafazakarlığını belirleyen tek şey ‘din’ ve ‘inançlar’mış gibi...

Muhafazakarlık adı altında sergilenen davranış kalıpları bizatihi ‘örf’ten kaynaklanmıyormuş gibi...

Kendisini ‘muhafazakarlıkla’ meşrulaştıran o berbat ve rezil standardın gerçek adı ‘tutuculuk’ değilmiş gibi.

Bu araştırmadan CHP’yi iktidara taşıyacak ‘sihirli formüller’ çıkar mı?

Sanmıyorum...

Çıksa çıksa, iyi bir film senaryosu çıkar.

Ki, Nuri Bilge Ceylan’ın taşra sıkıntısını ve yalnızlığını anlattığı filmleri, Binnaz Toprak ve arkadaşlarının ‘yerinde’ görüp inceledikleri o cehennem hayatından süzülmüştür...

Peki, araştırmadan çıkan ‘sonuçları’ bir de Şerif Mardin’in ‘mahalle baskısı’ kavramıyla ilişkilendirip ortaya servis yapan cahil cühela takımına ne buyurmalı?

Bunlar da, tabii, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanları...

Başka türlüsü mümkün mü?

Ne ‘din olgusu’ndan haberdarlar, ne modernleşmeden, ne üretim ilişkilerinden, ne de değişen iktisadi koşullardan.

Kendilerinden bile haberdar değiller...

Bir de oturdukları yerden ahkam kesiyorlar; ‘Mahalle baskısı aldı yürüdü, farklı yaşam tercihlerine yer yok, herkes başını örtmek ve tektip yaşamak zorunda, Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi bizi ötekileştiriyor’ gibilerden...

Böyle şeyler yazan adama sormuştum.

Madem ‘ötekileşmek’ten korkuyorsun, neden yönettiğin gazetede, kendini karşısında ‘ötekileştirilmiş’ hissettiğin insanlardan birkaç tanesine iş ve istihdam sağlamıyorsun?

Hadi, ismini de vereyim:

Ertuğrul Özkök.

Özkök, kendi mahallesine ait saymadığı (ait saymadığı ve ötekileştirdiği) yayın organlarını ‘biat medyası’ olarak tanımlıyor.

Kendi mahallesine ait saydığı yayın organları da, bu durumda ‘eleştiri kültürüyle büyümüş hür medya’yı oluşturuyor.

Özkök’ün ‘biat medyası’ olarak tanımladığı gazetelerde, bilebildiğim kadarıyla, her eğilimden gazeteci ve yazar çalışıyor.

İslamcısı, liberali, komünisti, ulusalcısı, kemalisti, başörtülüsü, başörtüsüzü...

Her düşünceden, her ideolojik eğilimden insan...

Ertuğrul Özkök bana, eleştiri kültürüyle büyümüş gazetesinde kaç başörtülü çalıştırdığını söylesin!

Sonra da şu ‘ötekileştirme’ ve ‘mahalle baskısı’ kavramlarını teşrih masasına yatıralım.

Hürriyet gazetesi ‘kamusal alan’ olmadığına göre, bakalım kim kimi ötekileştiriyor...

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder