27 Aralık 2008 Cumartesi

Gel de kafayı yeme (Ahmet Kekeç)

Şunu öğreniyoruz: Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar herkesi bağlamazmış.

Muhalefet partilerini bağlamazmış.

Bazı belde yöneticilerini bağlamazmış.

Danıştay’ı bağlamazmış.

Bir şey daha öğreniyoruz: Durduk yerde kendisine ‘Eş Anayasa Mahkemesi’ görevi veren Danıştay, icabında yasal uyuşmazlıklarda devreye girip kararlar alabilir, bu kararlarını meşrulaştırmak için komşu mahkemeden üye araklayabilirmiş.

Biraz karışık mı oldu?

Öyle oldu.

Fakat, bu karışıklık yazarınızdan kaynaklanmıyor.

Durumun kendisi karışık...

Evet, yüksek yargı kararları bağlayıcıdır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin ‘belediye’ olmaktan çıkarılan beldelerle ilgili aldığı karar da bağlayıcı olmak durumundadır.

Değilmiş...

Danıştay, Kovancık Belediyesi’nin başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ‘geçerliliği’ onaylanmış yasaya istinaden yayınlanan İçişleri Bakanlığı genelgesini iptal etti.

Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir yasa, Danıştay eliyle yok edilmiş oldu.

İlginç, değil mi?

Durumdan vazife çıkaran Yüksek Seçim Kurulu da, Anayasa Mahkemesi’ni değil, Danıştay’ın kararını ‘üstün’ saydı ve ‘Danıştay’a iptal için başvuran bütün belediyelerin tüzel kişilikleri devam eder’ diyerek, hem mahut ‘bağlayıcılık’ ilkesini çiğnemiş, hem de mahkemeler arasına hiyerarşi sokmuş oldu.

Bundan sonrası daha komik...

Kararları hiçe sayılan mahkemenin başkanı Haşim Kılıç, doğal olarak çıkıp mahut ‘bağlayıcılık’ ilkesini hatırlatıyor, ‘olması gereken’e vurgu yapıyor, Danıştay’a ve Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz ediyor.

Üyeler ne yapıyor?

Kararları hiçe sayılmış mahkemenin üyeleri...

Başkanları aleyhinde bir bildiri yayınlayarak, ‘komşu mahkeme’den yana tavır koyuyor.

Gene mi karışık oldu?

O zaman daha net bir şey anlatayım:

Prof. Mehmet Füzün’ün rektörlüğü, ‘daimi statüde’ olmadığı gerekçesiyle ‘dava’ya konu oldu... Ankara 15. İdare Mahkemesi, geriye dönük bir işlem gerçekleştirerek asli statüye geçen Füzün’ün rektör olamayacağına karar verdi.

Mahkeme, görünüşte haklı...

Peki, ‘Cumhurbaşkanının re’sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine’ dava açılabilir mi?

Hayır.

Rektör seçilmek için ‘tam gün’ (yani asli statü) gerekli midir?

Hayır.

İnönü Üniversitesi’ne rektör atanan Prof. Ömer Şarlak asli statüden mi geliyordu?

Hayır.

Şarlak TSK’dan geliyordu ve emekli bir doktordu. Bırakın ‘tam gün’ü, çalışmıyordu bile.

Hürriyet’in terbiyesiz kalemi tarafından İstanbul Üniversitesi rektörlüğüne yakıştırılan Prof. Ali Akyüz elan asli statüde mi?

Hayır.

Bu kadar ‘hayır’, Füzün’ü rektör yapmaya yetmiyor.

Demek ki, Cumhurbaşkanının atamaları yargıya konu edilebilirmiş.

Demek ki, Anayasa Mahkemesi’nin kararları, kendi üyeleri dahil, hiçbir kurumu, hiçbir merciyi, hiçbir eşhası bağlamazmış...

Ahmet Kekeç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder