26 Aralık 2008 Cuma

Asker sorunu ile Özkök Paşa örneği! (Hasan Cemal)

Türkiye, 'asker sorunu'nu çözebilecek mi? Türkiye'de asker, 'silahlı bir parti' gibi davranmaktan vazgeçebilecek mi?

'Devlet içinde devlet' gibi hareket etmeye son verebilecek mi?

Halkın oylarıyla iş başına gelen 'sivil otorite'ye, yani 'seçilmiş hükümet'e günün birinde gerçekten tabi olabilecek mi asker?

Sorular şöyle devam edebilir:

'Asker sorunu'nu çözmek için gereken siyasal kararlılık bizim siyaset meydanımızda ne zaman sahneye çıkabilecek?

Askerin 'kırmızı çizgileri'nin üstüne çarpı işareti koyabilecek kadar demokrasi kültürüne sahip siyasetçiler de bu ülkede iktidara gelebilecek mi?

Bir Yunanistan'daki, bir İspanya'daki, bir Portekiz'deki gibi bizim siyaset sınıfımız da, asker-politika ilişkilerini demokrasi içindeki yerine oturtacak siyasal irade ve cesareti günün birinde gösterebilecek mi?

Böyle siyasetçilerimiz olacak mı?

Böyle siyasetçilerimize demokrasi ve hukuk devleti adına sonuna kadar destek veren medyamız, iş dünyamız, akademik dünyamız olabilecek mi?

Türkiye'nin 'asker sorunu'yla ilgili bu soruları dün not ederken, Radikal'in manşetinde eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün Murat Yetkin'e açıklamalarını okuyordum.

Şu satırların altını çizdim:

"Ettiğim yemine sadık kalarak siyaseti Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sokmamaya gayret ettim. Kanunların yapmamamı söylediklerini yapmadım, ama yap dediklerini hakkıyla yapmaya çalıştım.

Ne yaman ironidir ki, hükümetle alenen kavga etmediğim için benimle kavga edenler, demokrat olduğum için beni kınayanlar oldu. Koruma kollama görevimi kapalı kapılar ardında saygın bir şekilde tartışıp, bu görevi, muhataplarımı ikna yoluyla gerçekleştirmemden memnun kalmayanlar oldu.

28 Şubat o günün koşullarının gerektirdiği zorunlu bir hareket tarzıydı. Asla suçlamam. Üstelik o kadroların ders alabilecekleri geçmişte bir 28 Şubat deneyimi yoktu.

Ama benim vardı.

Ben iyi niyetlerle ne yapıldığını, kimleri göndermekle kimlerin yollarının asfaltlandığını gördüm. Evvelki olayları incelediğimde asker elinin dokunmasının siyasetçiler için ne kadar 'hayırlara vesile' olduğunu öğrendim.

Bu nedenle benim tarzım farklı oldu.

Ben ulusun bütün dinamiklerinin harekete geçmesinin ve yapılacak işin, yapması gerekenler tarafından yapılmasının daha doğru olacağını değerlendirerek hareket ettim. Demokrasinin erdemine, onun zor, ama çok güvenli bir yol olduğuna daima inandım."

Özkök Paşa'nın sözleri önemli.

Özellikle, "Demokrasinin erdemine, onun zor, ama çok güvenli bir yol olduğuna inandım" cümlesinin altını kalın kalın çizmekte yarar var.

Hilmi Özkök Paşa, böyle düşündüğü içindir ki, birinci sınıf demokrasiden hazzetmeyen asker-sivil bazı odakların hışmını üzerine çekti.

Yıpratılmak istendi.

Altı oyulmak istendi.

1960'daki 27 Mayıs darbesinde, Demokrat Parti iktidarıyla birlikte devrilip hapse atılan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdulhun Paşa örnekleriyle kendisine gözdağı verilmek istendi.

"Genç subaylar rahatsız!" manşetleriyle üzerine gidildi.

'Dincilik'le suçlandı.

'AKP işbirlikçisi' diye yaftalandı.

Peki ama neden?..

Çünkü 'darbe'ye karşıydı.

'Muhtıra'ya karşıydı.

Yeni bir 28 Şubat'a karşıydı.

İşte bu yüzdendir ki, Genelkurmay Başkanı olarak altındaki Kuvvet Komutanlarıyla, Karacı Aytaç Yalman Paşa, Havacı İbrahim Fırtına Paşa, Denizci Özden Örnek Paşa ve Jandarma Komutanı Şener Eruygur Paşa'yla anlaşamadı, çatıştı.

Ama yılmadı.

Tertiplere sonuna kadar direndi.

Demokrasiye inandığı içindir ki darbeye de, muhtıraya da, yeni bir 28 Şubat'a da geçit vermedi Özkök Paşa...

Bir ucu Ergenekon'a açılan bu darbe tertiplerinin bütün hikayesi, Özden Örnek Paşa'nın 2003-2004 yıllarını kapsayan ve değerli meslektaşım Alper Görmüş'ün Nokta dergisinde yayımlayarak bir demokrasi görevi yaptığı günlüklerinde aydınlanmıştır.

Özkök Paşa görevini yaptı.

Demokrasiye, hukuka sadık kaldı.

Tarih onu öyle yazacak.

Ancak, 2003-2004 yılının darbe tertiplerini üreten o malum yapı ve zihniyet yerli yerinde duruyor. Avrupa'daki kadar demokrasiyle, hukuk devletiyle bağdaşmayan o yapı ve zihniyet değişmedikçe, asker-politika ilişkisi açısından taşlar yerli yerine oturamaz bu ülkede.

Ve Özden Örnek Paşa günlüklerindeki 'tertipler'in hesabı demokrasi ve hukuk adına sorulmadıkça, siyasetçiler ve TBMM bu açıdan kendi hukuklarına sahip çıkabilecek siyasal kararlılığı göstermedikçe 'asker sorunu' çözülmez bu ülkede...

Ama tabii 'asker sorunu' aynı zamanda bir 'sivil sorunu'dur.

Yıl sonu dileğime gelince:

Hilmi Özkök Paşa gibi askerlerle, demokrasi kültürünü gerçekten özümsemiş siyasetçilerin, halkın oyuna saygılı bir parlamentonun bir gün elele vererek, bu ülkede demokratik hukuk devletinin kapısını ardına kadar açmaları...

Çok şey mi istiyorum?..

Hasan Cemal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder